forumdll.benimforum.biz


 
AnasayfaPortalAramaKayıt OlGiriş yap
Similar topics

Paylaş | 
 

 Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
Cansiperane
Admin
Admin


Erkek
Kova Horoz
Mesaj Sayısı : 607
Hobiler : Uzman
Kayıt tarihi : 04/12/08
Teşekkür : 11
. : [

261208
MesajTatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum

Sizler için araştırıp bir kaç bilgi aktarmak istedim. Buyurun;

Abant

Çevresi çam ormanlarıyla kaplı bir göl olan Abant ve çevresi, yılın dört mevsimi boyunca, dinlenmek için kaçacak bir yer arayanlara huzurlu bir sığınak sunuyor. Yılın her mevsimi ziyaretçilerine yapacak doğa etkinlikleri ve görecek doğal güzellikler sunan, tatil düşkünlerinin en önce öğrendikleri adreslerden biri. Abant'ta güzelim ağaçların o doğal kokuları içerisinde keyifli bir tur atabilir, alabalığı yenebilecek en iyi beldelerden birinde yiyebilir, gölde su bisikletiyle dolaşabilir ya da isterseniz faytona binebilirsiniz. Abant, Anadolu'da sayıları hiç de az olmayan doğal cennetlerimizden bir başkası, size düşense gidip onu keşfetmek.

Abant tatilciler tarafından uzun süredir bilinen bir merkez olduğundan, yörede tatilcilere yönelik hizmet veren işletmeler belli bir tecrübenin üzerinde, bu nedenle oraya yapacağınız bir gezide sıkıntı yaşama ihtimaliniz düşük.

Alanya


Alanya tatil için değerlendirebileceğiniz tatil yerlerinin başında gelmektedir. Alanya Akdeniz kıyısında tarihin başlangıcından bu yana parlayıp sönen tüm uygarlıklara yaşama alanı olmuş kentlerden bir başkasıdır. Alanya otelleri, denizi, kumu, güneşi ve plajları; değişik yemekler yiyebileceğiniz alternatifleri, kafeleri ve geceleri keyifli kılan barlarıyla; tatil yerleri içerisinde üst sıralara koyacağınız mekanlardan biri olmalı. Alanya tatil cennetinde kendiniz ya da sevgiliniz için takı, mücevher, hediyelik eşya da bulabilirsiniz. Kısacası Alanya'da tatil için, dinlenmek için, sağlıklı bir yaşam için her şey elinizin altında. Bütün bunlara ek olarak diğer pek çok bölgede olmayan bir gezi unsuruna daha sahip Alanya, mağaralar. Alanya'da aşağıda listesini bulabileceğiniz ve gezmekten büyük zevk alacağınız mağaralar bulunmaktadır. Tatil mekanları arasında bu kadar çok seçeneği bir arada barındıran bir tatil beldesi kaçırılmamalı bizce.

Alanya tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Alanya Kalesi, Kızıl Kule, Leartis-Learti (Mahmutlar Harabeleri), Syedra Harabeleri, Lotape (Aytap) Liman Kenti, Selçuklu Tersanesi, Süleymaniye (Kale) Cami, Emir Bedrüddin Cami, Akşebe Sultan Mescidi, Alara Han, Şarapsa Kervansarayı, Damlataş Mağarası, Büyük Dipsiz Mağarası, Çimeniçi Mağarası, Dim Mağarası, Beldibi Mağarası, Derya Mağarası, Hasbahçe Mağarası, Kadı İni Mağarası, Korsanlar Mağarası, Aşıklar Mağarası, Fosforlu Mağara.

Ayvalık

Bugün oldukça keyifli bir tatil beldesi olan Ayvalık, geçmişte elverişli koyları ile korsanlar için cazip bir yöreymiş. İlerleyen zamanlarda Rum nüfusun hakim olduğu beldede, güzel Rum yapıları göze çarpıyor. Ayvalık koyunda yer alan adalardan Cunda adasında yerleşim var. Taş evler, doğa ve tarihin buluştuğu yapısıyla Ayvalık, dinlendirici bir macera olabilir. Ayvalık aynı zamanda, zeytinciliğin oldukça yaygın olduğu bir kent. Oraya kadar gitmişken, zeytinyağını üretildiği yerden tatma ve birazını da evinize götürme şansı bulabilirsiniz.

Ayvalık tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Cunda (Alibey) Adası, Şeytan Sofrası, Eski Ayvalık Evleri, Sarımsaklı Plajları, Altınova, Armutçuk, Duba Mevkii, Saatli Camii, Taksiyarhis Kilisesi, Aya Nikola Kilisesi, Ayışığı Manastırı, Leka Manastırı, Güvercin Adası, Çamlık.

Bodrum


Homeros'un yazılarında geçen, geçmişi çağlar öncesine uzanan Bodrum (antik adıyla Halikarnassos) tatil için de en az tarihi kadar çeşitli fırsatlar sunmaktadır. Türkiye'deki tatil yerleri içerisinde eninde sonunda deneyeceğiniz yerlerden birisi olan Bodrum tatil mekanları arasında sizi en çok eğlendireceklerden bir tanesi. Yaz tatili için olmazsa olmazlar olan güneş, deniz ve kumun yanısıra; Bodrum otelleri, eğlence mekanları, gece hayatı fırsatları ile eşsiz bir tatil yaşamanız için en iyi fırsatlardan biri. Bodrum tatil olanakları gördüğü yoğun ilgiye paralel olarak, pek çok gelir grubundan insanları ağırlamaya elverişli değişik özelliklerde otellerden ve konaklama tesislerinden oluşmaktadır.

Bodrum otelleri ile sizi ağırlamaya, Bodrum kiralık araba (rent a car) şirketleri ile sizi gezdirmeye, Bodrum emlak ofisleri ile size Bodrum'daki yaşayacaklarınızı bir ömre taşımaya yardım etmeye, Bodrum tatil yerleri ile size günlük strestlerden arınmanız için hizmet etmeye hazır.

Bodrum tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Antik Tiyatro, Kaya Mezarları, Myndos Kapısı, Çıfıt Kale (Aspat), Antik Kentler: Myndos (Gümüşlük), Termena (Akçaalan) Telmisos (Gürece), Kadıyanda (Aşağıgöl), Theangela (Etrin) Yarımada, Stratonikeia, Lagina, Sedir Adeun (Kedreae), Sarnıçlar, Bodrum Kalesi (Saint Petrum), Mustafa Paşa Cami, Tepecik Cami, Adliye Cami; Güvercinlik, Torba, Gölköy, Gündoğan, Yalıkavak, Gümüşlük, Kadıkalesi, Turgutreis, Akyarlar, Bağla, Aspat, Ortakent, Bitez, Karaada, Ada Boğazı (Akvaryum) plajları.

Çeşme


Çeşme tatil beldesi, kendi adıyla anılan yarımadada, İzmir'in batısında yer alan Çeşme, İzmir'e yakınlığı ile özellikle İzmir'de oturan ve keyifli yaz akşamlarına düşkün İzmirliler için Çeşme tatil yerleri listesinin başında geliyor. İzmir gibi bir merkeze yakınlığı, Ege insanının sıcaklığı, doğa açısından şanslı bir yöre olması, Çeşme'yi mutlaka görülecek tatil mekanları arasında üst sıralara çıkarıyor. Anadolu'nun her köşesinde rastlayabileceğiniz antik eserleri Çeşme'de de görebilirsiniz, ama bizce Çeşme'yi tarihi için değil güneşi, kumu ve cıvıl cıvıl gece hayatı için tercih etmelisiniz.

Çeşme tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Çeşme Kalesi, Kervansaray, Çeşme Ilıcaları, Şifne (Reisdere) Kaplıca ve Çamuru, Yat Limanı, Alaçatı İskelesi, Çeşme-Altınyunus Yat Limanı.

Didim


Didim coğrafi konumu nedeniyle Ege'de konaklanılabilecek ideal merkezlerden biri. Kuşadası ve Bodrum'a rahatlıkla ulaşabileceğiniz bir konumda bulunan Didim, denizin keyfini sürebileceğiniz pek çok kumsala sahip. Altınkum, belki de bileceğiniz üzere, yöredeki en ünlü plaj. Yöredeki konaklama seçenekleri hemen her bütçe büyüklüğü için bir şeyler önerebilecek kadar çeşitli. Yakın çevresindeki antik yapılarla birlikte, size hem doğal hem de tarihi zenginlikler sunan Didim, günlük turlarla etrafı keşfetmek için yerleşebileceğiniz bir konaklama merkezi adeta.

Didim tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Didim Apollon Tapınağı, Milet, Milet Tiyatrosu, Faustina Hamamı, Serapis Tapınağı

Fethiye


Yine Ege kıyısında, denizin en güzel olduğu bir yer olan Fethiye tatil için bir cennet. Ölüdeniz uzunca bir sahil şeridi ve etrafını saran mükemmel doğa ile denize girmeyi sevenler, su sporları tutkunları için ideal bir tatil mekanı. Fethiye tatil için turistlerin dünyanın her yerinden akın ettiği ve renkli yapısıyla da tatil için güzel bir alternatif oluşturan bir yer. Efsanelerde "Tanrının Dünyaya bahşettiği cennet" olarak geçen Ölüdeniz kıpırtısız haliyle insanoğlu için son derece etkileyici bir doğa sahnesi. Gece hayatı çok sayıda yerli ve yabancı turistin oluşturduğu bir karnavalı andıran Fethiye'de, tatil yerleri arasında önde geldiğini gösterir bir yoğunluk var. Fethiye, çok sınırlı sayıda sahip olduğunuz tatil günleri için göz önüne almanız gereken alternatiflerin başında.

Fethiye tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Ölüdeniz, Belcekız Koyu, Tlos Antik Kenti, Pınara Antik Kenti, Kelebekler Vadisi, Hayalet Şehir Kayaköy, Fethiye Kalesi, Kadyanda (Cadianda) Antik Kenti, Babadağ, Saklıkent, Göcek, Katrancı Koyu, Yakapark, Hisarönü - Ovacık, Gemiler Adası, Cezayirli Cami, Likya Kaya Mezarları, Kıdrak, Oyuktepe Koyları, Günlük (Küçük Kargı), Çalış Plajı.

Kapadokya


Kapadokya tatil yöresi, doğal oluşumların ve güzelliklerin insan yaşamına etkilerinin en iyi gözlendiği tatil yerleri arasındadır. İnsanları hayranlığa sürükleyen Peribacaları, içlerine yapılmış olan evler, ibadethaneler ve diğer yaşama alanları ile size tatil şansınızı değerlendirebileceğiniz Kapadokya Turları yapma fırsatı sunuyor. Bugün Kapadokya olarak nitelendirdiğimiz alan Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerine uzanmaktadır. Kapadokya'nın Üçhisar, Ürgüp, Avanos, Göreme, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara şeklinde parçara ayrılmış olduğunu düşünerek hazırlanmış Kapadokya Turları sayesinde, sizi tatmin edecek bir gezi yaşayabilirsiniz. Kapadokya tatil için çeşitli fırsatlar sunuyor. Doğal güzelliklerinin yanısıra, Kapadokya otelleri, turları ve diğer turistik unsurları ile size güzel bir tatil yaşatmaya hazır.

Kapadokya tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Üçhisar, Ürgüp, Avanos, Göreme, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara Vadisi


En son Cansiperane tarafından Salı 09 Haz. 2009, 21:33 tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

 Similar topics

-
» Photoshop Eklentileri Nereye Nasıl Atılır ? cevabı burda
» YUZYILIN ITIRAFI (INTERNETDE BIR ITIRAF SITESINDEN ALINMISTIR
Bu yazıyı burda paylaş : Excite BookmarksDiggRedditDel.icio.usGoogleLiveSlashdotNetscapeTechnoratiStumbleUponNewsvineFurlYahooSmarking

Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum :: Yorum

Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Cuma 26 Ara. 2008, 23:18 tarafından Cansiperane
Kemer


Kemer tatil bölgesi Antalya'ya 40-45 km. mesafede yer alan, ve Akdeniz kıyısı tatil yerleri içerisinde hem doğal güzellikleri hem de doğası ile göze çarpan bir tatil yeri. Kemer otelleri, oldukça uzun sahil şeridi, deniz, güneş ve kumun en güzeli ile tatil fırsatını Kemer'de geçirmek isteyenlere güzel bir tatil vadediyor. Kemer tatil yapmak isteyenler için hem lüks hem de daha hesaplı alternatifleri sunarak uygun bir tatil alternatifi oluşturuyor. Tekne ile deniz turları yapma ya da Toros'lara uzanan yürüyüş parkurlarına katılarak gezme imkanlarıyla diğer bazı tatil beldeleri ile arasında fark oluşturuyor Kemer. Sualtı sporları ile ilgilenenler için de Kemer pek çok doğal güzellik sunuyor. Pek çok dalış meraklısı her sene Kemer'e gidiyor ve bu sporun tadını orada çıkarıyorlar. Gece hayatı mı? E gündüzleri bu kadar güzel geçirten bir kent gecenizi ziyan edecek değil ya...

Kemer tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Phaselis, Olimpos, Chimera (Yanartaş), Tekirova, Beldibi, Peynirdeliği ve Sırtlanini Mağaraları, Idyros Antik Kenti, Adrasan, (Çavuşköyü).

Kuşadası

Diğer tüm kıyı Ege kentleri gibi Kuşadası da İyonlar'dan, Romalılar'dan, Bizanslılar'dan Osmanlılar'a ve Türkiye'ye kadar önemini korumuş merkezlerden biridir. Coğrafi konumunun uygunluğu, güzel Ege ikliminden ve doğal güzelliklerden nasibini almış olması sayesinde Kuşadası tatil için Türkiye'nin gözde mekanları arasında başta gelen yerlerdendir. Kuşadası tatil için diğer özelliklerinden önce zengin plajlarıyla, deniz, güneş ve kum turizmi ile akla gelmektedir. Çağlar öncesine dayanan tarihi nedeniyle, Kuşadası'nda da gezerken tarihe ilişkin izler bulmakta sıkıntı çekmeyeceksiniz.

Kuşadası tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Güvercinada, Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Kadınlar Denizi Plajı, Güvercin ada Plajı, Yılancı Burnu Plajı, Yavan Su Plajı, Kuştur Plajı, Kara ova Plajı, Güzelçamlı Plajı, Sevgi Plajı, Kalamaki Plajı, Çıban (Yavan Su) Kaplıcası, Venüs Kaplıcası, Güzelçamlı Kaplıcası, Karaca Mağarası, Büyük Menderes Deltası Milli Parkı.

Marmaris


Ege kıyısında yeşilin ve mavinin tadını çıkarabileceğiniz Marmaris tatil mekanları içerisinde üst sıralarda tercih edilen bir tatil beldesidir. Marmaris otelleri pek çok gelir grubuna hitap eden alternatifleri ile, Marmaris limanı turizme elverişli yapısı ile yerli yabancı her tabakadan ziyaretçiye güzel bir Marmaris tatil tecrübesi yaşatma konusunda iddialıdır. Körfezin uygun yapısı, su sporları için uygun ortam hazırlamakta, beldeyi çepeçevre saran ağaç dolu ormanlar yeşil örtüyü oluşturmaktadır. Diğer tatil mekanları ile bağlantı içinde olması ve onlara giden yollara yakın olması, ikliminin yumuşaklığı Marmaris'i tercih edilir bir tatil yeri kılmaktadır.

Marmaris tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Marmaris Kalesi, Taşhan ve Kemerli Köprü, Physkos, Loryma (Bozukkale), Amos, Cedrae, Hydas, Erine, Castabus (Pazarlık), Saranda (Söğüt), Bybassios, Euthenna (Altınsivrisi), Sarıana Türbesi, İbrahim Ağa Cami, Cennet Adası, Fosforlu Mağara, İçmeler, Turunç, Kumlubük, Çiftlik, Günnücek, Yalancı Boğaz, Turgut (Şelale), Bozburun, Marmaris Müzesi.

Pamukkale


Sahip olduğu travertenler nedeniyle diğer tatil yerleri arasında büyük fark olan Pamukkale tatil için sizlere değişik bir fırsat sunuyor. En az bir kere görmeniz gereken Pamukkale tatil mekanları içerisinde çünkü o pamuk gibi bembeyaz travertenler gerçekten dünyada görme şansı bulacağınız birkaç ilginç doğal oluşumdan biri. Roma ve Hellen dönemlerinden kalma tarihi eserler ve Hrıstiyanlar için önemli bazı yapıların da kentte olması travertenlerin varlığıyla birleşince, Pamukkale turistlerin akın ettiği bir yer halini almış. Tatil deyince aklınıza deniz, güneş ve kum; eğlenceli gece hayatı geliyorsa belki Pamukkale sizin için uygun olmayabilir ama tatil yerleri içerisinde değişik, huzurlu ve ilginç bir alternatif arıyorsanız Pamukkale ciddi bir seçenek.

Pamukkale tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Hierapolis (Pamukkale), Surlar, Büyük Hamam Kompleksi, Apollon Tapınağı, Tiyatro, Kiliseler, Nekropol, Laodikeia (Büyük Tiyatro, Küçük Tiyatro, Stadyum ve Cimnazyum, Anıtsal Çeşme, Meclis Binası, Zeus Tapınağı, Büyük Kilise), Karahayıt Kaplıcası, Pamukkale Kaplıcaları.

Uludağ

Türkiye'nin belki de adı en çok bilinen kayak ve kış için dinlenme merkezi Uludağ, sahip olduğu zengin ağaç örtüsüyle de görülmeye değer bir bölge. Tatil hayali deniz, kum ve güneşten ibaret olmayanlardansanız, asıl tatil kışın karda kışta kayarak yapılır diyenlerdenseniz, Uludağ tam da size göre bir yer. Türkiye'de tatilin genel olarak "deniz, kum, güneş ve tarihin bir araya geldiği" güney ve batı yörelerindeki şekliyle algılandığı bir ortamda, Uludağ sizlere farklı kapsamı ile bambaşka bir tatil lezzeti öneriyor. Yolunuz Bursa ve yakınına düşerse, Uludağ'ı görmeden geçmeyin deriz. Elbette, karda tatil yapmaya alışık değilseniz, düşmeye kalkmaya da kendinizi hazırlayarak.
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Cuma 06 Şub. 2009, 09:54 tarafından Orkun
Elimizden geldiğince bu sayfayı aktif tutmaya çalışacağız... İyi tatiller
Alfabetik olarak sıralamaya çalışacağız. Sizde paylaşıma geçebilir veya bu emeğe bir teşekkür edebilirsiniz...

Adana
Neyi ile ünlü olduğunu BURADANöğrenebilirsiniz.

Antik Kilikya Bölgesinin önemli şehirlerinden biri olan Adana, Hititlerden Osmanlı'ya kadar birçok medeniyetin beşiği. Mitolojiye göre ismini gök tanrısı Uranüs'ün oğlu Adanus'tan aldığı rivayet edilen kent günümüzde ülkemizin önemli ticaret merkezlerinden biri sayılıyor.

Görülecek yerler:
Seyhan Nehri üzerinde Roma eseri Taş Köprü, Bölge Arkeoloji Müzesi, Ramazanoğlu Beyliği Döneminde Halil Bey tarafından 1507 yılında kesme taştan yapılmış Ulu Camii, Ramazanoğlu Medresesi, yapımına Ziya Paşa tarafından başlanan kesme taştan yapılma Büyük Saat Kulesi, ******'ün Adana'da konakladığı Adana ****** Evi Müzesi kent içinde görülebilir.
Adana-Ceyhan yolu üzerinde 27 km.'de bulunan Misis'te müze içi taban mozaiği,tarihi 9 gözlü taş köprü, kervansaray ile aynı yolun 30. km'sinde Yılankale ilgi çeken yerler arasında. Yılankale ortaçağda Çukurova'nın Haçlı işgali döneminde 12. yy'da Ceyhan Nehri kenarındaki hakim tepeye yaptırılmış. Hem ovayı hem de tarihi İpek yolunu kontrol etmiş, bulunduğu doğal kaynaklarla bütünleşmiş. Sağlam surları kale meydanına, üç kapıdan sonra ulaşılabilmesi ve kapıları birbirine bağlayan portatif merdivenlerin kullanılmış olması ile fethedilmesi çok güçleştirilmiş. Ramazanoğlu Beyliği döneminde 1357'den itibaren terk edilen kalenin adı Kovara iken ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi 17. yy' da yörede Şahmaran Efsanesinden dolayı Şahmaran Kalesi adını vermiş. Daha sonra Yılankale adını alan kale Anavarza, Tumlu ve Kozan Kalelerinin görüş ve alanı içinde yer alıyor. Dik kayalar arasındaki patikadan tırmanılan kaleye çıkış yarım saat sürüyor. Kale eteğinde Faik Şahan işletmesi Yılankale Turistik Tesisleri Restoran Kafe, rehberlik hizmeti veriyor. Adana- Osmaniye yolunun 80. km' sinde siyah taşlardan yapılmış 12 burçlu Toprakkale bulunuyor. Yoldan 1 km içerideki kale, araçla eteğine dek yaklaşma imkanı veriyor. Bir başka kale Osmaniye'den 15 km kuzeyde yer alan Hierapolis Kastabala. M.Ö. 1. yy'da kurulmuş Roma Kenti sütunlu caddesi, Bazilika, tiyatro kalesi ile bol çukurlu, bozuk yoluna rağmen ilgi çekiyor.
Adana'ya 130 km. uzaklıkta son Hitit kenti Karatepe Aslantaş Açık Hava Müzesi yer alıyor. Aslantaş Baraj Gölü manzaralı kentte 1 km.'lik yürüyüş turu ile Fırtına Tanrısı Baal'ın heykeli, sfenksler, kabartma ve yazıtlar görülüyor. Günübirlik piknik alanı da bulunan Milli Park'ta gişede satılan sandal ağacından yapılma kuşbaşlı çerezlik, kaşık gibi ağaç işleri beğeni topluyor. Görülmesi gereken önemli kalelerden biri de Adana-Kozan yolunun 70. km'sindeki Anavarza Ören yeri tırmanılması oldukça zahmetli ve yorucu olan görkemli kale manzarası ve esintili havasıyla çıkmaya değer güzellikte. Anavarza çevresinde ise Roma Zafer Takı, sütunlar, bekçi evi bahçesinde mozaikler ilgi çekiyor.
Biraz da deniz: Antik Klikya'nın önemli liman kentinde Ayas Kalesi, Süleyman Kulesi, Markopolo İskelesi, deniz mağaraları ile ünlü Yumurtalık sahili Adana'nın sıcağından kaçanların uğrak yeri. Lacivert renkli deniz, temizliği ile de dikkat çekiyor. Ayazkule Tesisleri kamp, disko, bar, restoran hizmeti ile rağbet görürken bölgede birçok pansiyon ve dinlenme yeri bulunuyor. Adana'nın bir başka sahili Karataş'ı Yumurtalık'a bağlayan köy yolları ise oldukça bakımsız.

Resimler








Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Cuma 06 Şub. 2009, 10:02 tarafından Orkun
Adıyaman

Neyi ile ünlü olduğunu BURADAN öğrenebilirsiniz


Adıyaman Müzesi: Müzede yaklaşık 22.000 eser sergilenmektedir.

Nemrut Dağı Milli Parkı
Doğu ve Batı Medeniyetlerinin, 2150 m. yükseklikte muhteşem bir piramitteki kesişme noktası, Dünyanın sekizinci harikası Nemrut, Yüksekliği on metreyi bulan büyüleyici heykelleri, metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle, UNESCO Dünya Kültür Mirasında yer almaktadır.
Nemrut Dağı, üzerinde barındırdığı dev heykellerin ve anıt mezarın yanı sıra, dünyanın en muhteşem gündoğumu ve gün batışının seyredilebildiği yer olmasıyla da ilgi çekmektedir. Her yıl binlerce insan gündoğumu ve gün batışını seyretmek için Nemrut Dağına gelmektedir.

Kaleler: Adıyaman (Hısn-I Mansur) Kalesi, Yeni Kale, Gerger Kalesi ( Fırat Arsameiası)

Köprüler: Cendere Köprüsü (Septimius Severus), Altınlı Köprü, Göksu Köprüsü

Perre Antik Kenti Ve Kaya Mezarları
Kommagene Krallığının beş büyük antik kentinden birisidir. Antik Roma kaynaklarında suyunun güzelliğinden bahsedilmekte olup, kervanlar, yolcular ve ordular tarafından dinlenme yeri olarak kullanıldığı anlatılmaktadır.
Haydaran Kaya Mezarları, Turuş Kaya Mezarları
Dolmenler: Sala benzeyen iki büyük kayanın birbirine çatılması ile yapılan bu mezarların Taş Devri insanlarından kaldığı tahmin edilmektedir.
Zey Mağaraları, Gümüşkaya Mağaraları, Palanlı Mağarası
Derik Kutsal Alanı (Hereoon), Sofraz Tümülüs Mezarları, Dikilitaş (Sesönk), Karadağ Tümülüsü, Sofraz Tümülüsü (Üçgöz)

Oturakçı Pazarı: Adıyaman şehir merkezindeki bu tarihi çarşıda yöreye özgü halı, kilim, cicim, çanta ve heybe gibi el sanatları ürünleri turistik eşya olarak satılmaktadır.

Camiler ve Kilise: Ulu Camii Çarşı Camii, Eskisaray Camii Kab Camii, Yenipınar Camii, St. Petros ve St Paul Kilisesi

İçmeler: Çelikhan İçmesi, Besni İçmesi, Kotur İçmesi

* Dünyanın 8. Harikası Nemrut Dağını görmeden, güneşin doğuşu ve batışını izlemeden,
* Kommagene Uygarlığı eserlerini görmeden,
* ****** Barajı Kahta Sahilindeki lokantalardan balık yemeden,
* Adıyaman Müzesini gezmeden,
* Yörede dokunan halı, kilim, cicim heybe ve Nemrut heykelleri almadan,
* Adıyaman’ın tarihi ve turistik yerlerini gezmeden,
* Oturakçı pazarında alışveriş yapmadan,
* Besni Üzümü almadan
* Adıyaman’a özgü ; Adıyaman Hıtabını, Adıyaman Tavasını, Adıyaman Kebabını, Şillik Tatlısını, yemeden,
* Harfane gecesini izlemeden dönmeyin

Adıyaman Yöresel Yemekleri
Çiğ Köfte, İçli Köfte, Basalla (Ekşili Köfte ), Cılbır, Mercimekli Köfte, Pestil, Yapıştırma, Adıyaman Hıtabı, Adıyaman Tavası, Adıyaman Kebabı, Şillik Tatlısı, Adıyaman’ın ünlü yemek türlerinden bazılarıdır.









Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Cuma 06 Şub. 2009, 10:09 tarafından Orkun
Afyon

Neyi ile ünlü olduğunu BURADAN öğrenebilirsiniz

Afyonkarahisar denildiğinde ilk aklan gelenler kaymak ya da sucuktur. Oysa meraları, temiz havası, açık hava müzesi görünümündeki doğası, zengin tarihi, mermerleri, kalesi, maden sodası, kaymağı, vişneli ekmek kadayıfı ve tabii insana hayat veren kaplıcaları var. Yani burada hayat var!

Afyonkarahisar doğadan torpilli. Son olarak bir de Cumhurbaşkanı çıkaran Afyonkarahisar'a şöyle bir bakacak olursanız yok yok! Sıkılmazsanız sayayım. İlk akla gelen sucuk. Çünkü etrafta mera çok, hava temiz, etler leziz, sucuklar da öyle. İşi biliyorlar. Kentin çevresinde ise doğa adeta açıkhava müzesi... Mermer ocakları da var. İnanılmaz renkte, güzellikte damarlara sahip mermerler dilim dilim kesilmiş, pahalı banyoları süslemeye hazırlanıyorlar.

Ya Afyon çiçekleri... Kaymak onda, keçe onda, vişneli ekmek kadayıfı onda. Tepede kalesi var, maden sodası, kaplıcası... Afyonkarahisar evleri, Ulu camisi, müzesi, zafer anıtı, lokumu... Ulu önder ****** Afyonkarahisar'ın ilçeleri Şuhut ve Bolvodin'de çalışıp, bugün Antalya kavşağı olarak bilinen yerde Başkomutan Milli Parkı'nda hareket emrini vermiş: "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz" demiş. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, peri bacaları, mağaralar, kaya kütle şekiller ve akıllara durgunluk verecek oluşumlar burada da var. Niye Ürgüp, Göreme gibi tanınmıyor? Çünkü bilinmiyor, çünkü yolu bozuk, her otomobil gidemiyor. 4x4 yolu.

Aslanlıkaya, Aslantaş ve İhsaniye'den biraz ilerdeki Üçler kayası, dudak uçuklatır cinsten. Neden daha önce gelmemişim, yazıklar olsun bana diye dövündüm. Köyde gençler var ve kahvede turist görünce "Gezdirelim mi?" diye soruyorlar. Orhan Tepe'nin rehberliğinde yola çıktık. O kanıksamış, kayaları görünce "Bizim burada bunlardan çok var..." deyip geçiyor. Oysa ben dağ-tepe dolaşıp yıllardır Türkiye'nin ilginç kaya yapısı envanterini çıkarıyorum. Ayazini köyünü sonra gezeceğiz, önce hedef Gazlıgöl kaplıcası diyerek yola çıktım. Çocuk sahibi olmak için adakta bulunan, çocuğu olunca kurban kesermiş. Koltuk değneklerini atıp yürüyerek giden, yılan gibi deri değiştirip tertemiz bir ciltle dönenlerin çok olduğunu söylüyorlar. Köyün ortasında bir şadırvan var. Bir çeşmesi soğuk, diğeri sıcak akıyor, suyu içiliyor. Bildiğimiz Kızılay sodasının sıcağını düşünün, böbrek taşlarına iyi geliyor. Özellikle de taşları şua tedavisi ile kırdırıp dökmeye gelenler, fayda görüyor. Etrafta çeşitli havuzlar, bir restoran, Ali Baba'nın mütevazı lokantası, bir de pideci var. Otele yerleştim. Tok karnına havuza girilmez derler. Bir çoban salata bir yoğurt yiyip, attım kendimi suya. Tüm gün süren şoför yorgunluğunu anında aldı götürdü. Mağmadan ısınıp gelen iyonlu, mineralli sıcak su dolaşımı, metabolizmayı canlandırdı. Bu suda hayat var!

Tarihçesi
Efsaneye göre Kral Midas'ın tüm yalvarış ve yakarışlarının sonunda, bir kız çocuğu olmuş. Ne var ki, genç kızlık döneminde tüm vücudunu yaralar sarmış ve hiçbir hekimin iyileştiremediği hastalık yüzünden ağrılara, acılara dayanamayıp yollara düşmüş, dağ tepe dolaşır olmuş. Kral Midas da biricik kızını kollamaları için, peşine gözcüler yollamış. Afyonkarahisar il sınırları içinde şimdi Gazlıgöl'ün bulunduğu yeşillik bölümde su içmek için duran genç kız, yaz aylarının sıcağının etkisiyle, bataklığa aldırmadan koşmuş. Suyu kana kana içmiş ve kendini çamurlu suya bırakmış. Ağrıları hafiflemiş ve günlerin yorgunluğu ile oracıkta uyuyakalmış. Uyandığında ise ağrı ve sızılarının yok olduğunu fark etmiş. O suyun yanında bir hafta kalmış ve iyileşerek saraya geri dönmüş. Kızını merak edip gece gündüz yas tutan Kral Midas, iyileşen kızını tekrar görünce çok sevinmiş ve iyileştiren hekimin adını söylemesini, onu hekimbaşı yapacağını söylemiş. Genç kız kendisini iyileştirenin hekim değil, sıcak su olduğunu söyleyince, Kral Midas sıcak suyun bulunduğu yere bir hamam yapılmasını emretmiş. Bu kaplıcanın, Frigyalılar zamanından bu yana kullanıldığı belirtiliyor.
Kimyasal sınıflandırması bikarbonat, sodyum, karbondioksit ve hidrojen sülfürü olarak yapılan Gazlıgöl kaplıca suyunun içinde; klorür, iyodür, bromür, florür, sülfat, nitrat, nitrit, hidrofosfat, karbonat, bikarbonat ve hidroarsenat gibi iyonlarla, gazlar bulunuyor. Kaplıcanın sıcaklığı ise 64 derece.

Şifa özellikleri
Gazlıgöl kaplıcasında içme ve banyo tedavilerinden başka, suyun bulunduğu kapalı ortamlarda oluşan nemli ve buharlı havayı solumak da tedavi edici özellik taşıyor. Genellikle romatizmal hastalıklar, dolaşım sistemi sendromları adı altında, karaciğer, safrakesesi, mide, bağırsak ağrıları, nevralji, nevrit, saboreik deri hastalıklarında etkili olan kaplıca suyu, kür uygulandığında fayda sağlıyor. Kaplıcada beş adet umumi havuzlu hamam bulunuyor. Biri tarihi ve şifalı içme suyu, diğeri cilt hamamı olarak özel kaynak suyuna sahip. Kalan üç hamamda ise sondaj suyu ve içilebilir şifalı su bulunuyor.

Kaplıcadan yararlanmanın 10 altın kuralı:
1- Kaplıca tedavisi öncesi doktor kontrolü yapılmalı.
2- Kaplıca kürü en az 15, en çok 20 banyo olmalı.
3- Günde sadece bir banyo alınmalı.
4- Banyo suyunun ısısı 37-38 dereceyi geçmemeli.
5- Banyoda kalış süresi 15 dakikayı aşmamalı.
6- Banyo sonrasında 45 dakika yatıp dinlenilmeli.
7- Tok karnına banyoya girilmemeli ve en uygun zaman olan sabah tercih edilmeli.
8- Kaplıca kürü süresince ağır, etli, hamur ve yağlı yememeli. Bol meyve, taze sebze, ızgara, haşlama ve az yağlı yemeli.
9- Kaplıca dışındaki zamanlarda yürüyüş ve egzersiz yapılmalı.
10- En iyi program doktorun tavsiyesini uygulamak olmalı.
Not: Sağlık amaçlı gelenlere, tedavinin etkisini azaltmamak için suyun vücudun üzerinde kalması öneriliyor. Bu nedenle fazla sabunlanmaması tavsiye ediliyor. M.Ö. 3000 yılından günümüze kadar 5000 yıldır yerleşim merkezi olan Gazlıgöl kaplıcası, asıl önemini M.Ö. 7. ve 6. yüzyıllarda Frigler zamanında Frig kralı Midas'ın cilt hastalığına yakalanan kızının iyileşmesiyle kazanmış. Kaplıcanın 10 km doğusunda Ayazini, Bayramaliler, Demirli, Üçlerkayası köyleri ile Döğer Belediyesi'nin bulunduğu kesimlerdeki doğal kaya oluşumlar hayranlık uyandırıyor. Kaya kütleleri üzerinde eşi benzeri görülmeyen Frig dönemi tanrıça figürleri Aslankaya, Kapıkaya, Maltaş açık hava kaya tapınakları, Aslantaş ve Yılantaş kaya mezarları ilgi çekiyor.

Ayazini
Afyonkarahisar'dan 28 km uzaklıkta Eskişehir devlet karayolundan 4 km kadar doğuda dere yatağının iki yanında yer alan bir kasaba Ayazini. Bölge jeolojik yapı olarak tüf kayalık. Yani yanardağ lavlarından oluşmuş yüzey aşınımıyla, kumlu, mikalı toprak araziyi kaplamış. Seydiler köyünden başlayıp, Döğer bucağına kadar uzanan bu doğal kuşak, Peri Bacaları ile kaplanmış. Hititler'den günümüze gelen tarih birikimi, Ayazini köyünde görülebiliyor. Roma, Bizans dönemlerinde Metropolis (Büyük şehir) adını alan dini merkezde, kaya oluşumları içinde oyularak yapılmış büyük kilise, mezar odaları ve kaleye rastlanıyor. Birbirine bağlantılı çok katlı kaya oyma yapılara en güzel örnek, Ayazini köyü içinde yer alan "Avdalaz Kalesi".

Oyma kilise
Ayazini stilinde muntazam planlı oldukça büyük ölçekli oyma kilisede, hamam tipinde ve yıkılmış 6 direk var. Kemer biçimli kilisenin planını çıkaran Amerikalı arkeologlar bir yana, ziyaretçiler de köyü sık sık geziyorlar. Aydınlatma amacıyla kullanılan meşalelerin isiyle simsiyah bir görünüm sergileyen tavan kubbeleri ve kemerlerde, haç kabartma ve yazılara rastlanıyor. Dünyada örneğine sadece Konya, Mersin ve Ayazini'nde rastlanan kilisenin ses akustiği ise tek kelimeyle muhteşem. Ayazini köyünde kaya oyma mezar odaları ve kaya kütleleri ilgi çekerken, son 3 yıldır 21 Mayıs tarihinde Ayazini turizm şenlikleri yapılıyor ve büyük ilgi görüyor.









Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Cuma 06 Şub. 2009, 10:17 tarafından Orkun
Ağrı

Neyi ile meşhur BURADAN öğrenebilirsiniz.

Kutsal kitaplar ondan söz etmiş, kutsal sayılmış. Bir çok araştırmacı ya da meraklı Nuh’un Gemisi’ni yıllardır arayıp duruyor. Kimisi resimlerini bile çektiğini iddia etti. Bu resimler yayınlandı, gemi midir değil midir, tartışıldı.
Tufanda her türden birer çift canlıyı alarak gemiye binen Nuh Peygamber’in gemisinin karaya oturduğu yerin Ağrı Dağı olduğuna inanılıyor. Kutsal kitaplar da böyle yazıyor. Hz. Adem ile Havva’nın yaşadığı İrem Bahçelerinin de dağın kuzeyindeki Aras Vadisi’nde olduğu söyleniyor. Doğuda bir çok öykünün, söylencenin anlatıldığını söylemiştik. Bunlar çok ayrıntılı, iyi örülmüş öykülerdir. İşte bu öykülerden biri de Ağrı’yı anlatıyor.

Biz kısaltarak aktaralım
Büyük ve Küçük Ağrı yeryüzündeki bütün dağların padişahı Kafdağı’nın ailesindenmiş. Kız kardeş Küçük Ağrı, Kafdağı’nın oğlu Yeni Kafdağı ile de nişanlıymış. Büyük Ağrı dağlar serdarı olduğundan ordusu ile 70 yıl sürecek uzun bir yolculuğa çıktığında Padişah Kafdağı ölmüş. Yeni padişahlık Büyük Ağrı’nın hakkıymış ama Yeni Kafdağı onun yokluğundan yararlanıp tahta oturuvermiş. Büyük Ağrı çok üzülmüş bu haksızlığa, kız kardeşi Küçük Ağrı’yı da yanına alıp Kafdağı ülkesinden ayrılıp Aras’ın yanına, şimdiki yerine gelip yerleşmiş. Yaşlı, yorgun ve üzgün Büyük Ağrı başını kız kardeşinin dizine koyup uykuya dalmış. Aradan uzun yıllar geçmiş, Yeni Kafdağı nişanlısını özlemiş ve Büyük Ağrı’ya elçi gönderip kendisini bağışlamasını, nişanlısını da göndermesini istemiş. Büyük Ağrı elçileri kovmuş ve yeniden uykuya dalmış. Yeni Kafdağı kızmış bu kez, ordusunu toplayıp Büyük Ağrı’ya saldırmış. Ama nafile, Büyük Ağrı tek başına koca orduyu bozguna uğratmış.

Yeni Kafdağı da yılmamış, yedi kez ve her seferinde daha büyük orduyla saldırmış. Ama her seferinde bozguna uğramış. Bu arada Küçük Ağrı da nişanlısına kavuşmak ister ama ağabeyinden çekinirmiş. Zorun sökmediğini gören Yeni Kafdağı bu kez hileye başvurmuş. Sessizce yaklaşıp nişanlısına gelmesini işaret etmiş. Küçük Ağrı dizini yavaşça ağabeyinin başının altından çekip kaçmayı denemiş ama Büyük Ağrı öksürüp ağzından alevler, dumanlar çıkarak uykuda olmadığını göstermiş. Yeni Kafdağı korkup kaçmış. Bu arada çevredeki köyler yanıp kül olmuş. Küçük Ağrı her yetmiş seksen yılda bir ağabeyinin iyice daldığını düşünüp dizini çekmeye çalıştığında Büyük Ağrı öksürüp yeri göğü sarsarmış.

Ağrı Dağı için daha onlarca efsane anlatılabilir. Ama bu yaşlı dağ, son yıllarda hem turizme, hem de çevre köyülelerine güvenlik amacıyla kapalı tutuluyordu. Bu yıl başında çevre köyülerinin hayvanlarını Ağrı eteklerindeki otlaklara çıkarmalarına izin verildi. Bu gelişme, Ağrı’nın kısa süre sonra turizme açılacağının da müjdesi aynı zamanda.









Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Cuma 06 Şub. 2009, 10:25 tarafından Orkun
Aksaray

Neyi ile meşhur BURADAN öğrenebilirsiniz.

M.Ö. 7000-6000 yıllarında Neolitik devirde Anadolu medeniyetinin ilk izlerini gördüğümüz Konya yakınlarındaki Çatalhöyükte Hasandağına dolayısıyla Aksaray’a ait vesikalara rastlanılmaktadır.
Burada Hasandağının lav püskürttüğünü tasvir eden bir kazıntı resme rastlanmıştır. Neolitik dönemde Aksaray ve çevresi iskan görmüştür. Kalkolitiktik ve eski demir devirlerinde iskan olup olmadığı bilinmemekle birlikte çevre köylerde (Böget ve Koçaş) bu döneme ait seramiklere rastlanılmaktadır.

M.Ö. 3000-2000 yıllarında Anadolu Hitit kavmi yaşamıştır. Bu dönemde asurlu tacirler burada ticaret yapmışlardır.Bu dönemde asurlu tüccarlar Mezopotamya’ dan gelerek şehirlerin banliyölerinde ticaret merkezi kurmaya başlamışlardır. Asurlu tüccarlar yazıyı biliyorlardı. Pişirilmiş çamur üzerine yazılmış metinler, çamurun pekiştirilmesi suretiyle yapıştırılıyordu. Höyük, M.Ö. 2000 yılının ilk yarısına isabet etmektedir.

GÖRÜLMELİ - GEZİLMELİ
IHLARA VADiSi
Aksaray’a 45 km mesafede olan Ihlara Vadisi önemli turizm merkezlerindendir.14 km uzunluğunda olup,vadi içerisinde 105 kilise ve kayalara oyulmuş vaziyette onbinin üzerinde oturma mekanı bulunmaktadır. Büyük bölümü kaya düşmesi sonucu kapalı olan bu yerlerin gerek plan ve gerekse freks süslemeleri açısından Bizans sanatı içerisinde özel bir yeri bulunmaktadır. Bugün vadinin Ihlara bölümünde yer alan kiliselerden; Eğritaş, Pürenliseki, Ağaçaltı, Sümbüllü,Kokar ve Yılanlı kiliseler ziyarete açık bulunmaktadır. Fresklerinde büyük oranda arap etkisi görülen bu kiliselerde süslemelerin 9-11yy’lar arasında yapıldığı tahmin edilmektedir.

Vadinin Belisırma köyü bölümünde yer alan;Bahaddin Samanlığı,Ala,Direkli ve Kırkdamatlı (Aziz Georgias ) kiliseleri klasik Bizans üslubundadır.11-13.yy. olarak tarihlendirilmektedir. Frekslerde İncilden ve Hz.İsa’nın hayatıyla ilgili konular işlenmiştir.Ayrıca Güzelyurt (Gelveri) ilçesi hudutları içerisinde Sivrihisar Köyünde bulunan Kızıl Kilise ve Selimiye köyündeki Selime Sultan Türbesi ile Yaprakhisar köyündeki Ziga kaplıcaları önemli ziyaret yerleridir.

ULU CAMi
Ulu Cami yığma bir tepe üzerine yapılmıştır.Yapım kitabesinde 1408-1409 yıllarında Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.Mimarı Firuz Beydir.Mimberi Abanoz ağacındandır ve yıkılan başka bir camiden nakledilmiştir.Caminin yanında bulunan minare 1925 yılında yapılmıştır.

SULTANHANI
Sultanhanı 1228-1229 yıllarında Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır.Selçuklu devrinin mimari taş işçiliği ve süsleme sanatları bakımından şaheser bir örnektir.Selçuklu döneminde hanlar hanbeyi tarafından yönetilirdi.Bey kervanların güvenliğini sağlamakla görevli idi.Her handa bir süvari birliği bulunurdu ve bu birlikler savaş anında orduya katılırdı.

EĞRİ MİNARE
Kızıl tuğla ile yapılan ve çinilerle süslenen minare Selçuklu dönemine aittir.92 taş basamakla şirefeye çıkılır.Yapım tarihini gösterir kitabesi yoktur. Minarenin yanında bulunan cami sonradan yaptırılmıştır.Tahmini yapım tarihi 1221-1236′dır.

KIZIL KiLiSE
Güzelyurt’un 5 km kuzeydoğusundadır.Kırmızı kesme taşlardan yapıldığı için Kızıl kilise adını almıştır.Üç neflidir.Orta nefte 4 sütun üzerinde bir kubbe oturmaktadır.Freskler yer yer dökülmüştür. Bazı kısımlarında dini sahneler ve havarilerin portreleri yer almaktadır.Kilise 5-6 yy’a aittir.










Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Cuma 06 Şub. 2009, 10:37 tarafından Orkun
Ankara

Neyi ile meşhur BURADAN öğrenebilirsiniz.

Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti Ankara, Orta Anadolu’nun merkezi bir noktasında kurulmuştur.
Bu merkezi konumu itibariyle tarih boyunca özellikle Selçuklular ve Osmanlılar devrinde, Ankara keçilerinin tüylerinden yapılan sof kumaşlarının yurt dışına satılması Ankara’yı kervansarayların güzergahı ve bir ticaret merkezi haline getirmiştir.

Ankara’nın en belirgin noktasında yer alan yapı, Ulu Önder ****** için yaptırılan ihtişamlı Anıtkabir’dir. 1953 yılında tamamlanan bu antik ve modern mimari sentezi yapı Türk mimarisinin gücünü ve zarafetini kanıtlamaktadır.

Şehrin en eski bölümleri tarihi Kaleyi çevrelemektedir. Duvarlar içinde 12. yüzyıla ait Alaaddin Cami her ne kadar Osmanlılar tarafından elden geçirilmişse de hala Selçuklu ahşap işçiliği ve sanatının güzel örneklerini sergiler. Pek çok sayıda ilginç eski Türk evi restore edilmiş ve sanat galerileri ya da geleneksel Türk mutfağından örneklerin sergilendiği lokantalar olarak yeniden hayat bulmuştur.

Hisar Kapısı’nın yakınlarında güzel bir şekilde restore edilmiş olan Bedestendeki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Paleolitik, Neolitik dönemlere ve Hatti, Hitit, Frigya, Urartu ve Roma Uygarlıklarına ait paha biçilmez eserler yer almaktadır.

Kalenin dışında 13. yüzyıldan kalma Arslanhane Cami ve 14. yüzyıla ait Ahi Elvan Cami görünmeye değer eserlerdendir. Roma döneminin şatafatını M.S. üçüncü yüzyıldan kalma hamamlar, dördüncü yüzyıla ait Julian Sütunu ve ikinci yüzyıldan kalma korint stiline inşa edilmiş olan Agustus Tapınağı Ulus Meydanı’na yakın bir biçimde kalenin çevresindedir. İmparator Augustus’un “Politik Emirleri” nden biri olan ve kendisinin başarılarını ayrıntılı olarak veren yazıt, Ankara’daki Augustus Tapınağı’nın duvarlarıdır.

Kale yakınlarında, bir Roma Tiyatrosu ve aynı bölgede 15. yüzyıldan kalma Hacı Bayram Cami ve türbesi yer almaktadır.

Selçuklu tahta kapı oymacılığının şaheserlerinin ve diğer günlük kullanım araçlarının sergilendiği Etnografya Müzesinin hemen yanında yer alan Resim ve Heykel Müzesi Türk güzel sanatlarından kesitler içerir. Ankara’daki en büyük camii olan Kocatepe cami 1976 ile 1987 arasında Osmanlı mimarisine uygun olarak inşa edilmiştir.

Ankara, seçkin bale, tiyatro, opera ve halk dansları düzenlemeleri ile hareketli bir sanatsal ve kültürel yaşama sahne olmaktadır. Şehir, özellikle dinleyici sayısı hiç düşmeyen Flarmoni Orkestrası ile ünlüdür.

Tarihçe
Galatlar zamanında adına Ankyra denilen Ankara´nın tarihi Yontmataş çağına kadar uzanıyor. Hitit ve Friglerin zamanında oldukça önemli bir yere sahip olan Ankara, Friglerin basşehriymiş. Sırasıyla Lidya´lıların Kimmerlerin ve Perslerin egemen olduğu şehir daha sonra İskender´in eline geçmiş. Onun ölümünden sonra komutanları arasında el değiştiren şehir, Roma zamanında da önemini korumuş.

Görülmeli
Anıtkabir, ****** Orman Çiftliği, Elmadağ ve Gölbaşı görülmeli.

Yedi Kuğular Kuş Cenneti
Suluova´ya yaklaşık 10 km uzaklıkta. Kuğu, yabankazı, karabatak ve yaban ördeği gibi birçok tür görmek mümkün.

****** Orman Çiftliği
****** Orman Çiftliği´nde tarımsal ürünlerin yanısıra, bira ve meyve suyu fabrikaları, seralar ve Türkiye´nin en büyük hayvanat bahçesi yer alıyor.

Çubuk Barajı
Çubuk barajı, Çubuk çayı üzerinde yeralıyor. 1936 yılında hizmet vermeye başlamış olan baraj, çam ve akasya ağaçlarıyla Ankara´nın gözde mesire yerlerinin başında geliyor.

Dikilitaş Göleti
Ankara´ya uzaklığı 55 km. olan gölette tatlısu balıkları avlanabiliyor.

Kurtboğazı Barajı
Ankara´ya 50 km uzaklıkta bulunan baraj Ankara´nın ideal gezi alanlarından biri.

Moğan Gölü
Gölbaşı´nda bulunan bu sığ göl su sporlarına ve balıkçılığa elverişli. Ankara´ya 15 km.

Ahlatlıbel
Ahlatlıbel´de bulunan damga ve mühürler, idoller, el baltaları, mücevherler gibi arkeolojik buluntular, ölü Anadolu Medeniyetleri Müzesi´nde sergileniyor.

Eti Yokuşu
Tarihi Bronz çağa kadar dayanan eski yerleşme yerinde MÖ 3000 - 2500 dönemine ait üç ayrı yerleşim dönemi ilgili buluntulara rastlanıyor. Çubuk Çayı kıyısındaki höyükte idol, renkli kaplar, testere dişli bıçaklar, iğne gibi buluntular ilgi çekiyor.

İklim
Karasal iklim özellikleri taşıyan Ankara´da kışlar sert geçiyor. Yazlar kurak ve sıcak. En iyi dönemi ilkbahar sonu ve sonbahar başları.










Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Salı 24 Şub. 2009, 22:50 tarafından Orkun
Antalya

Antalya nesi ile meşhur öğrenmek için Buradan öğrenebilirsiniz.

Bergama Kralı II.Aktalos akıncılarına "Gidin bana yeryüzünün cennetini bulun" der.. Akıncılar kralın bu emriyle yola çıkıp diyar diyar dolaşır ve sonunda Antalya'nın bulunduğu yere geldiklerinde, karşılarındaki eşsiz güzelliğe bakarak "Cenneti bulduk" derler. İşte o gün kurulan kent "Attalia", bu gün de size cenneti hissetirecek... Antalya sahili boyunca uzanan Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kaş, Finike, Serik, Demre(Kale) ve nice yerler unutulmaz tatiliniz için sizi bekliyor...


Antalya sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde "Türk Rivierası" adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz'in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 630 km. uzunluğundaki Antalya kıyıları boyunca, antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer alır.

Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe oluşturan Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye'nin en önemli Turizm Merkezi olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.

İLÇELER:

Antalya ilinin ilçeleri; Akseki, Alanya, Elmalı, Finike, Gazipaşa, Gündoğmuş, İbradı, Kale, Kaş, Kemer, Korkuteli, Kumluca, Manavgat ve Serik'tir.

Akseki: Alanya'dan sonra Antalya ilinin en eski ilçesi olan Akseki Torosların yapısına uygun engebeli ve dağlık bir görünüme sahiptir.

Antalya ili ve çevresinde son yıllarda görülen turizm alanındaki gelişmelere paralel olarak, Akseki ilçesinde turizm faaliyetleri gelişmektedir. Avcıların ve turistlerin uğrak yeri olan Akseki, "KARDELEN ÇİÇEĞİ' nin ana yurdudur. Kış aylarında Kardelen Çiçeğini görmek için yerli ve yabancı turistler ilçeyi ziyaret eder.Giden Gelmez Dağları, dağ keçisi koruma ve av sahası avcıların ücretli olarak devamlı avlanacağı yer olup, Sinan hoca ve Gümüşdamla köylerinde kurulan alabalık üretme tesisleri avcıların ve turistlerin uğrak yerleri arasındadır.

Göktepe Yaylası, Çimi Yaylası, Irmak Vadisi son aylarda keşfedilen 340 metre derinliğindeki Bucakalan Mağarası, ilçe merkezindeki Ulu Camii ve Medresesi görülmeye değer diğer eserlerdir.

Elmalı: Likya bölgesi içerisinde yer alan Elmalı'nın kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Doğuda Semahöyük yakınlarında Karataş'ta, batıda Beyler Köyü yakınındaki Beyler köyünde yapılan kazılar bölgenin bronz çağından bu yana iskan edildiğini göstermektedir.


Höyükler: Şehre bağlı köylerde üç höyük bulunmaktadır. Bunlardan ilki şehrin batısındaki Müğren Köyü'ndeki höyüktür. Arkeolojik yüzey araştırmaları burada çeşitli uygarlıklara ait izler olduğunu göstermektedir. Yine batıda Semahöyük Köyü'nde bulunan ikinci höyüğün üstünde Osmanlı ve Türk mezarlığı bulunduğu için bugüne kadar araştırma yapılmamıştır. Üçüncü ve en büyük höyük ise şehrin güneyinde, Elmalı - Kaş yolu üzerinde, Beyler Köyündeki Beyler Höyüğüdür. Bu höyükte yapılan kazılarda, bronz çağından bu yana devamlı bir yerleşimin izleri görülmektedir. Kazılarda çıkarılan arkeolojik buluntular Antalya Müzesi'nde sergilenmektedir.


Tümülüsler: Şehrin doğusunda, Elmalı'ya 6 km. uzaklıktaki Bayındır Köyü yakınlarındadır. Yan yana duran birkaç tümülüsten birinde yapılan kazılarda M.Ö. 7. yy.a ait buluntulara rastlanmıştır. Antalya Müzesi'nin özel bir bölümünde sergilenen bu buluntular bölgenin bu dönemdeki yaşamından kesitler vermektedir.


Anıt Mezarlar Bilinen iki anıt mezar vardır. Bunlardan ilki Karaburun diğeri ise Kızılbel'dedir. Antalya - Elmalı yolu üzerindeki Karaburun Kral mezarı odasının duvarları av ve savaş sahnelerinden oluşan fresklerle süslüdür. Kızılbel mezar anıtı ise şehrin batısında Elmalı - Yuvayol yolu üzerindedir. Kalker bloklardan oluşmuş bir odadan ibarettir.


Define: 1984 yılında Antalya - Elmalı yol çizgisinin hemen kuzeyinde, Kral Mezarı ile Gökpınar Köyü arasında bulunmuştur. 190 adet gümüş antik sikkeden oluşan bu define antika kaçakçıları tarafından Amerika'ya kaçırılmıştır. Halen özel bir kişinin malı olarak Boston Museum Fine Arts'da bulunmaktadır. Yeryüzünün en kıymetli antik sikkesi olarak nitelenen Atina Decadrachmeleri (14 adet, her biri 600.000$) bu büyük define yer almaktadır.


Camiler: İlçede yer alan Selçuklu Camii, Kütük Camii, Sinan-ı Ümmi Camii, Ömer Paşa Camii ve Külliyesi kentin görülmeye değer eserleridir.

Korkuteli: Antalya'ya 67 km. uzaklıktadır. Korkuteli'nin 3 km batısında, bugün yalnız kapısı ayakta kalan Alaaddin Camii ve yine aynı yörede, 1319'da Hamidoğulları'ndan El Emin Sinaeddin tarafından yaptırılan ve aynı adla anılan Selçuklu Medresesi görülebilir.

Gündoğmuş: Antalya'ya 182 km. mesafedeki Gündoğmuş ilçesinde pek çok antik kent kalıntısı bulunmaktadır. Güzel Bağ Bucağı'nın kuzeyinde 7 km. mesafede ve halen kazı yapılmamış olan Ayasofya Şehri, Gündoğmuş şehir merkezinin güney-batısında ve şehre 7 km. mesafede Sumene mevkisinde, Asar Harabeleri, Senir Köyü' nün doğusunda 2 km. mesafedeki Kese Mevkiindeki harabeler, Gündoğmuş Şehir merkezinin güney-batısında ve şehre 11 km. mesafedeki Gedfi Harabeleri önemli antik kent kalıntılarıdır.

İlçe merkezindeki Cem Paşa Camii, Gündoğmuş/Pembelik Köyü arasında ilçe merkezinin doğusundaki, 15 km. mesafedeki Sinek Dağı'nın tepesindeki harabeler, Alanya/Konya Kervanyolu, Gündoğmuş/ Antalya karayolu üzerinde Taşağır mevkisinde Kazayir Şehri Harabeleri diğer görülebilecek eserlerdir.

Gazipaşa: Antalya'ya 180 km. mesafedeki Gazipaşa, 10 km. uzunluğundaki kumsalı, orman kaplı alanları, turkuaz mavisi koyları, doğal güzellikleriyle şirin bir ilçedir. İskele, Koru ve Kahyalar plajlarının bulunduğu kumsallar, Caretta Caretta kaplumbağalarının önemli bir üreme merkezidir. Bugüne kadar bakir kalmış Gazipaşa, konaklama, dinlenme tesisleri, tarih ve doğa güzellikleri, yapımı süren havaalanı ve yat limanı ile gözde bir turizm merkezi olma yolunda ilerlemektedir.

Antik Kentler

Antiocheia Adcragum: Gazipaşa ilçesinin doğusunda, 18 km. uzaklıktaki Güney Köy sınırları içerisindedir. Kentin adı Kommagene Kralı 4. Antiochus'dan gelmektedir. Kalesi, sütunlu cadde, agora, hamam, zafer takı, kilise, kentin nekropol alanı kalıntıları bulunmaktadır. Kentin nekropolünde bölgeye özgü beşik tonozlu, ön avlulu anıtsal mezarlar oldukça iyi korunmuştur.


Adanda-Lamos: Antik kent, Gazipaşa ilçesinin 15 km. kuzeydoğusundadır. Bugünkü Adanda köyünün 2 km. kuzeyinde, yüksek ve sarp bir dağın zirvesinde kurulmuştur. Kent surlarla çevrilidir. Kentin giriş kapısının güneyinde, büyük bir kule bulunmaktadır. Kentin diğer kalıntıları arasında doğal kayaya oyulmuş çeşme ve iki adet tapınağı sayabilir. Bu kentin nekropolünde de blok taşların oyulması ile yapılmış yekpare lahitler önemli kalıntılar arasındadır. Kalıntılar, dağlık Klikya bölgesinin kültürünü ve sanatını en iyi şekilde yansıtmaktadır.


Nephelis: Antik kente ulaşım, Gazipaşa-Anamur 12. km.'sinden sonra Muzkent Köyünün içinden geçerek güneye sapan yaklaşık 5 km. stabilize bir yol ile sağlanmaktadır. Kent, akropol ve doğu-batı boyunca uzanan kalıntılardan oluşmaktadır. Kentin ayakta kalabilmiş yapıları Orta Çağ Kalesi, Tapınak Odeon Sulama sistemi ve nekropol alanlarıdır.


Selinus: Gazipaşa Plajının bulunduğu Hacımusa Çayının güneybatısındaki yamaçlarında yer alan antik Selinus kenti, dağlık Klikya bölgesinin en önemli kentlerinden biridir. Kentin akropolü tepeye kurulmuştur. Tepe üzerindeki Orta Çağ Kalesinin sur duvarları ve kuleleri oldukça iyi korunmuştur. Akropol, içerisindeki kilise ve sarnıç günümüze kadar gelebilmiş önemli yapılardandır.Kentin diğer yapıları hamamlar, agora, İslami Yapı (Köşk), su kemerleri ve nekropol'dur. Alanya Müzesindeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmiş olup, burada ostotek atölyesinin varlığını sürdürmektedir.

Kumluca: Alakır Çayı ile Gavur deresinin dağlardan sürükleyip getirdiği alüvyonlu bir ovada yeralan Kumluca Finike ve Elmalı İlçeleri ile çevrelenmiştir. Kumluca sahil boyunca plajlar, konaklama tesisleri ve koylara sahiptir. Kumluca'nın 27 km. kuzeyinde yeralan Altınkaya yaylası, Alabalık üretme çiftliği, Sedir Ormanları ve bol suları olan güzel bir yayladır. Korydalla ve Olympos Antik kentleri Kumluca ilçesi sınırlarında yer almaktadır.

Alanya: Alanya, geniş plajları, tarihi eserleri, modern otel ve motellerin sayısız balık lokantaları, kafe ve barlarıyla mükemmel bir tatil merkezidir. Gelenleri ilk karşılayan, Alanya Yarımadası'nın üzerinde bir taç gibi kurulmuş olan ve 13. yüzyıldan kalma şahane Selçuklu Kalesidir. Etkileyici kalenin yanı sıra eşi benzeri olmayan tersanesi ve anıtsal güzellikteki sekizgen Kızıl Kule görülmeye değerdir.

Limanı çevreleyen kafeler ve barlar akşam saatlerinde liman yolu boyunca el sanatları, deri, giysi, mücevherat, el çantaları ve yöreye özgü ilginç renklere bezeli su kabaklarının satıldığı butikler yer alır. Eğer mağaraları keşfetmekten hoşlanıyorsanız Damlataş Mağarası'nı gezmeniz gerekir. Mağara yakınında Etnografya Müzesi yer almaktadır. Tekneyle üç deniz mağarasına ulaşabilirsiniz: fosforlu kayalarıyla Fosforlu Mağara, korsanların kadın esirleri tuttukları Kızlar Mağarası ve Aşıklar Mağarası.

Alanya'nın 15 km. doğusunda yer alan Dim Çağı Vadisi gölgelerin serinliğinde dinlenmek için ideal bir yerdir. Tüm sahillerinden denize girilebilen Alanya tam bir güneş, deniz, kum cennetidir.


Finike: Finike, Antalya iline bağlıdır. Portakalları ile ünlü Finike tarihle, doğa ve denizin birleştiği bir turizm beldesidir. Portakalları ile tanınan kent, Limyra kenti kalıntıları ve Arykanda antik kenti kalıntıları ile ilgi görmektedir.


Kaş: Likya'nin önemli kentlerinden olan Kaş, ilçeyi çevreleyen Antik Döneme ait kentler ve tarihsel degerlerle doyumsuz kültür seyahatleri; Akdeniz'in derinlerde yarattığı heyecanlari doruklarda hissettiren sualtı dalışları; nehirlerde yapılan macera dolu 'kano turları', ekolojik uyumun keşfedildiği 'doğa yürüyüşleri'; derin ve karanlık mağaralara teknik donanımlı mağara dalışları; yüksek dağlardan turkuaz rengli suların manzarasına süzülen 'yamaç paraşütü'; Akdeniz'de değerli taşları andıran adalar ile çevreye yapılacak 'Mavi Yolculuk ve tekne turları; damak tadınıza uygun deniz ürünleri ve dağlarda yetişen kokulu otlarla tatlandırılan yöresel yemeklerden oluşan mönüsü; yüzlerce yılın mirası, el sanatlarının çeşit ve güzelliği; Kaş'ın bağlı olduğu Antalya ve ilçelerine ait turizm merkezleri ile tabiat, tarih ve kültür zenginliğini, alternatif turizm imkanları ve çevresinde yer alan turizm merkezlerinden oluşan renkli yelpazesi" ile düşsel bir mekandır.

Manavgat: Antalya İline bağlı olan Manavgat tarih ve doğanın içiçe girdiği her türlü turizm aktivitesinin yapılabildiği bir turizm merkezidir.

Serik: Antalya'nın ilçesi olan Serik, önemli Pamfilya kenti olan Aspendos'u barındırmaktadır. Günümüze kadar bozulmadan ulaşan, mükemmel akustiğe sahip Aspendos Tiyatosu, bugün önemli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır.


Kale (Demre): Antalya, iline bağlı olan Kale Noel Baba' nın yaşadığı yer olarak önemli bir inanç turizmi beldesidir.
























Antalya olunca biraz fazla bilgi aktarmak gerekiyor...


En son Orkun tarafından Salı 24 Şub. 2009, 23:02 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Salı 24 Şub. 2009, 22:56 tarafından Orkun
ANTALYA'NIN TARİHÇESİ

Antalya adını kurucusu, Bergama Kralı II. Attalos'dan alır. Attalos'a atfen Attalia adını alan kente Türkler önce Adalya daha sonra da Antalya adını verirler.



Yapılan arkeolojik kazılarla Antalya ve bölgesinde günümüzde 50 bin yıl önce insanların yaşadığı kanıtlanmıştır. Antalya'nın 27 km. kuzeybatısında, Yağcılar sınırları içindeki Karain Mağarasında bulunan kalıntılar Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlarına aittir.

M.Ö. 2000 yılından bu yana bölge, sırası ile Hitit, Pamphylia, Lykia, Kilikya gibi kent devletleri, Pers, İskender, Antigonos, Ptolemais, Selevko, Bergama Krallığı egemenliklerini tanımıştır. M.S. 7. yüzyıldan sonra bölge Selçuklular ile Bizanslılar arasında sık sık el değiştirmiş, 1207 yılında Selçukluların eline geçmiştir. Bunu Tekelioğulları, Osmanlılar, Karamanoğulları, sonra tekrar, Osmanlı egemenlikleri izlemiştir.

Antalya, antik bölgelerden Kilikya'nın batı kesimini, Pamfilya'nın güneydoğu ucunu ve doğu Likya'yı içine almaktadır. Antalya Türkiye'de bugüne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu en önde gelen illerimizden biridir.

Antalya'nın bilinen öyküsü Karain'le başlar. Antalya'ya 20 km. uzaklıkta ve Torosların Akdeniz'e bakan yamaçlarında yer alan mağara, 1946 yılından beri sürmekte olan araştırma ve kazılar, özellikle de 1990 yılından bu yana Prof. Dr. Işın Yalçınkaya'nın yaptığı kazılar sonrasında Antalya ilinde Paleolitik yerleşmenin varlığını ortaya çıkartmış ve bölgenin tarihini İ.Ö. 220 bin yılına kadar indirmiştir.



Bölgenin en önemli Prehistorik buluntularını içeren Karain mağarası Paleolitik ve Neolitik, Beldibi mağarası da Mezolitik çağdan veriler sunarken, Bademağacı Höyüğü'nde son kazılarda Cilalı taş çağı yerleşimlerine ve buluntuları ve yanısıra insanın yerleşik hayata geçişinin ilk izlerine rastlanır, bunlara Karataş, Semahöyük'te yapılan kazılarla elde edilen Erken Tunç Çağı bulguları da eklenince, bölgede Paleolitik çağdan zamanımıza kadar kesintisiz bir uygarlığın varlığı belirlenir.

Antalya Bölgesi'nin erken tarihi, son buluntulardan önce karanlıktı. Hititlerin çivi yazılı belgelerinde, adı geçen Ahhiyava ve Arzava ülkelerinin Pamfilya olduğu bilim çevrelerinde artık daha yüksek sesle ileri sürülmektedir. Son araştırmalar ve buluntuların yorumlanmasıyla karanlık diye bilinen bu dönem de aydınlanmaya başlamıştır.

Konya'nın Yalburt'unda bir Hitit Hieroglafinde Patara'nın "Pataf" biçiminde geçmesi bu aydınlanmayı güçlendiren buluntulardır. Anlaşılıyor ki; Hititler, "Lukka Ülkesi" diye adlandırdıkları Akdeniz sahiline kadar uzanmıştır.

İ.Ö.14. ve 13. yüzyıllar, Miken kolonistlerinin en faal oldukları dönemlerdir. Anadolu'nün batı ve güney bölgelerinde bazı yerleşmeler olduğu halde, Antalya' da henüz Miken kalıntılarına rastlanmamıştır.



Hitit İmparatorluğunun yıkılmasının sebebi olan Deniz kavimleri göçü sırasında bir kısım Akalıların bu bölgeye göç ettiklerinden Grek efsanelerinde söz edilir. Truva savaşlarından sonra bazı Aka boyları, Amphilokhos, Kalkhas ve Mopsos'un idaresinde Pamfilya'ya geldikleri; Perge, Silyon, Aspendos ve Selge'yi kurdukları söylenmekle birlikte son bilimsel veriler bu kentleri yörenin yerli halkının kurduğunu göstermektedir. Perge'nin Parha, Aspendos'un Estvedüs, Selge'nin Estlegiis, Silyon'un Selyuüs adlarından da bellidir bu.

Antalya sınırları içinde yerleşen Likyalı'ların kökenleri tartışılmakla birlikte, Hitit ve Mısır kaynaklarında (İ.Ö. 2000) Lukki veya Lukka adlı bir kavimden bahsedilmektedir. Bu kavim, kendilerini "Termili" olarak adlandıran Akdeniz kıyılarımızdaki güçlü komşuları Luvilere akrabalıkları ile bilinen Likya ulusundan başkası değildir.


GEZİLECEK YERLER

MÜZELER


Antalya Müzesi

Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda, Antalya’nın İtalyan işgali altında bulunduğu sıralarda bazı İtalyan arkeologları medeniyet adına yapıldığını öne sürerek, merkez ve yakın çevredeki ören yerlerinde ele geçirdikleri çeşitli arkeolojik değerleri İtalyan Konsolosluğu'na taşımaya başlamışlardı. Bu girişimleri durdurmak amacıyla, 1919 yılında Sultani öğretmeni olan Süleyman Fikri Bey Antalya mutasarrıflığına başvurarak, kendisini fahri asar-ı atika memuru tayin ettirmiş ve öncelikle merkezdeki eski eserleri toplayarak Antalya Müzesi'ni kurma yoluna gitmiştir.

1922 yılında Alâeddin Camii'nde, 1937 tarihinden itibaren Yivli Camii'de faaliyet gösteren müze, 1972'de bugünkü yeni binasına taşınmıştır. 1982 yılında geniş çapta bir tadilat ve onarım ihtiyacı nedeniyle ziyarete kapatılmış, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce yapılan onarım ve teşhir tanzim çalışmaları sonucu 1985 Nisan ayında çağdaş müzecilik anlayışına göre düzenlenen yeni şekliyle tekrar hizmete girmiştir.

Müze 13 teşhir salonu, çocuk bölümü ve açık hava galerilerinden oluşmaktadır. Tamamı yöreye ait olan eserler genellikle kronolojik ve yer yer konularına göre teşhir edilmektedir.
Tel : (0242) 238 56 88

Side Müzesi

Manavgat İlçesi'ne bağlı Side Beldesi'ndedir. Manavgat'a 8 km. uzaklıktadır. Roma Devrine ait agoranın karşısında bulunan, M.S 5-6.yüzyıldan kalma antik agoranın hamamı 1960/61 yıllarında restore edilerek müze haline getirilmiştir.

Müzede sergilenen eserlerin büyük bir bölümü, Prof. Dr. Arif Müfid Mansel tarafından,1947-1967 yılları arasında Side antik kentinde yapılan kazılarda, çıkarılan buluntulardır. Hellenistik, Roma ve Bizans Devrinden; yazıtlar, silah kabartmaları, Roma Devrinden yapılmış Grek orijinallerinin kopyası olan heykeller, torsolar, lahitler, portreler, ostotekler, amphoralar, sunaklar, mezar stelleri, sütun başlıkları ve sütun kaideleri sergilenmektedir.
Tel : (0242) 753 10 06

Alanya Arkeoloji Müzesi

Arkeolojik ve etnografik eserlerin korunup ve sergilendiği iki seksiyon 1967 yılında ziyarete açılmıştır. Bölgedeki antik kentlerde bulunan eserlerin artması ve depolanması, zaman içinde bir müze açma gerekliliğini doğurmuş ve bugünkü Arkeoloji Müzesi açılmıştır
Tel : (0242) 513 12 28

Alanya Kızılkule Etnografya Müzesi

Askerî amaçla ve limanı kontrol altında tutmak için 1226 yılında yapılmış olan bu anıtsal yapı, Selçuklu sanatının eşsiz örneklerinden olup; Alanya'nın simgesi durumundadır. 1951-1953 yıllarında onarıldıktan sonra 1979'da yapının giriş katında Alanya yöresine özgü, halı, kilim, giysi, mutfak gereçleri, silahlar, tartı aletleri, aydınlatma aletleri, dokuma tezgâhı ve yörük kültürünü yansıtan çadır gibi etnografik nitelikte eserler sergilenerek, yapıya etnografya müzesi işlevi kazandırılmıştır.

Alanya ****** Evi ve Müzesi

18 Şubat 1935 yılında Alanya'ya gelen Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Ulu Önder ******'ün Alanya'yı ziyareti sırasında bir süre kalıp dinlendiği ev, sahibi Tevfik Azakoğlu tarafından Kültür Bakanlığı'na hibe edilmiş ve 1987 yılında da restore edilip döşenerek "****** Evi ve Müzesi" olarak ziyarete açılmıştır. Müzenin birinci kat odalarında ******'ün kişisel eşyaları, fotoğraflar, ******'ün Alanyalılara yazmış olduğu bir telgraf ve diğer tarihli belgeler sergilenmekte, ikinci kattaki diğer odalarda ise tipik bir Alanya evi tüm elemanları ile canlandırılmakta, çevreye özgü etnografik eşyalardan örnekler sergilenmektedir.

Perge Müzesi

Perge Tiyatrosu kazıları, 1985-1993 yılları arasında Türk bilim heyetleri tarafından gerçekleştirildi. Kazılar sırasında, şu anda tiyatro içerisinde orijinal yerinde duran Dionysos frizinden başka, Kentauromakhia ve Gigantomakhia frizlerine ait parçaların yanı sıra, ilginç bir biçimde bezemelerinin bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı ise yarım kalmış çok sayıda mimari eleman bulunmuştur.
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Salı 24 Şub. 2009, 22:59 tarafından Orkun
ÖREN YERLERİ

Surlar Bu surlardan günümüze şehrin içindeki birkaç burç ile Hadrian Kapısı ve yanındaki kuleler, limana bakan büyük kule ve liman surlarının bazı parçaları kalabilmiştir. İki surdan biri yat limanını, diğeri şehri at nalı gibi kuşatır. Kale Kapısı Meydanında ayakta kalan kulelerden birisi saat kulesi olarak kullanılmaktadır. Surların kente girişi sağlayan dört kapısı vardır.

Kaleiçi Bugün Antalya'nın "Tarihi Çekirdek Kenti" olan ve "Kaleiçi" adıyla tanınan semti büyük bir kısmı yıkılmış ve yok olmuş iki surla çevrilidir. İç sur, yarım daire şeklinde yat limanını kuşatır. Restorasyon çalışmaları sonucunda Kaleiçi, pansiyonları, barları, çarşısı ile turizm merkezi haline gelmiştir. Liman ise yat limanı olarak düzenlenmiştir. Keleiçi restorasyon çalışmalarından dolayı Turizm Bakanlığı'nı 28 Nisan 1984 de FİJET tarafından Altın Elma (Turizm Oskarı) ödülü verilmiştir.

Hadrianus Kapısı Zamanımıza kadar yanlarındaki iki kule ile sağlam kalan tek kapı Üçkapılar veya diğer adı ile Hadrianus Kapısı olup, Pamphylia'nın en güzel kapısıdır. M.S. 130 yılında imparator Hadrianus'un Antalya'ya gelişi onuruna yapılan kapı, sütunları hariç, tamamen beyaz mermerden yapılmıştır. Oyma ve kabartmaları olağanüstüdür.

Eski Antalya Evleri Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya'da evlerin yapımında soğuktan çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiştir. Gölgeli taşlıklar ve avlular hava akımını kolaylaştıran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girişi ile üç kat üzerine kurulmuştur.

Perge
Antalya'nın 18 km doğusunda, Aksu Bucağı'nın sınırları içindedir. Kilikya - Pisidya ticaret yolunun üstünde yer aldığı için önemli bir Pamphylia şehridir. Şehrin kuruluşu diğer Pamphylia şehirleriyle aynı zamana rastlar (M.Ö. 7 yy.). Ana tanrıçası Perge Artemisi olan Perge hristiyanlar için önemli bir kent idi. M.S. Aziz Paulos ve Barnabas Perge'ye gelmiştir. Magna Plancia gibi kimi zenginler Perge'ye önemli anıtlar kazandırmışlardır.

İlk kazıların 1946 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından başlatıldığı Perge'de önemli kalıntılar şunlardır:

Tiyatro: Cavea, orkestra ve scene olmak üzere üç ana bölümden oluşur. 12,000 seyirci kapasitelidir. Alt tarafta 19, üstte 23 oturma sırası vardır.

Stadion: 34 x 34 m. boyutlarındadır. Tonozlar üzerinde onüç oturma sırası vardır. Doğu ve satı tarafa otuzar, kuzeyde ise on tonoz bulunmaktadır. Her üç tonozdan biri Stadion'a giriş, diğer ikisi ise dükkan olarak kullanılmaktadır

Agora: Şehrin ticari ve politik merkezidir. Ortadaki avlunun etrafında çepeçevre dükkanlar vardır. Bazı dükkanların tabanı mozaikle kaplıdır. Meydanın ortasında 13.40 m. Çapında yuvarlak bir yapısı olan agora 76 x 76 m. boyutlarındadır.

Sütunlu Cadde: Aropol eteğinde nympheum arasında uzanır. Ortasında 2 m. genişliğinde bir su kanalı caddeyi ikiye ayırır.

Perge'deki diğer yapılar, nekropol, surlar, gymnasium, hamam, anıtsal çeşme ve kapılardır.

Sillyon
Aksu'nun 13 km kuzeydoğusunda Yanköy yakınlarındadır. Kent, Aspendos ve Perge yönünde, yüksekte duran bir plato üzerine, M.Ö. 14.yy.da kurulmuştur. Çeşitli uygarlıkları yaşayan kentten Selçuklular da yararlanmıştır. Stadyum, cimnazyum, kuleler, Selçuklu Mescidi ve sahne kısmı yok olan bir tiyatro geriye kalan kalıntılardır.

Termessos
Termesos Antalya'ya 34 kilometre mesafedeki bir Doğal Park olan Güllük Dağı içerisinde batı tarafında 1050 metre yükseklikte bir plato üzerindedir. Termesos Anadolu'nun içlerinden gelen Solymler tarafından kurulmuştur.

Önemli kalıntılardan olan 4200 kişi kapasiteli tiyatro, İmparator Augustus tarafından M.S. 1.yy. ın hemen başlarında yaptırılmıştır. Üstü örtülü meclis toplantı binası olan Odeon'un 600 kişilik oturma yeri bulunmaktadır. Birbirine bağlı beş sarnıçtan oluşan yer altı sarnıcı su depolamak ve zeytinyağı saklamak için kullanılmıştır.

Batı tarafı açık, diğer tarafları sütunlu galerilerle çevrili Agora; 6 m. yükseklikteki platform üstünde oturan kahramanlık anıtı Hereon, Korint düzenli tapınak, Zeus Solymeus Tapınağı, Küçük ve Büyük Artemis Tapınakları, Gymnasium, gözetleme kuleleri diğer önemli kalıntılarıdır. Bunların dışında pek çok anıt ve 1200 ün üzerinde kaya mezarı bulunmaktadır.

Olympos
Antik Likya'nın en önemli liman kentlerinden olan Olympos, tarih boyunca mitolojiyeye konu olmuştur. Konumunun elverişliliği nedeniyle korsanların barınağı olan Olympos, bugün sahip olduğu tarihsel değerleri, 3200 m'lik mutteşem sahili, endemik bitkileri, Caretta caretta'ları Khimaira'sı, tüm sportif etkinliklere olanak veren muhteşem doğası ve pansiyon olarak kullanılan meşhur ağaç evleri ile tüm dünyaca bilinmektedir. Detaylı Bilgi

Ariassos
Antikite'den kalma Ariassos, Antalya-Burdur otoyolu'nun 48. kilometresinde, sola dönülen bir sapaktan bir kilometre mesafededir. Bir dağın yamacında kurulmuş olan şehir hamamları, kaya mezarları açısından görülmeye değerdir.

Phaselis
Phaselis'e Antalya-Kemer otoyolu'nun 57. kilometresinde sola bir kilometre döndükten sonra ulaşılır. Rodoslular tarafından milattan önce 7. yüzyılda kurulan kent Doğu Likya'nın en önemli liman kenti olarak bilinir. Üç iskelesi bulunan antik kentin içinde 20-24 genişliğinde bir cadde bulunmaktadır. Caddenin batı ucundan Hadrian geçidi, sağ ve sol yanlarından ise dükkanlar ve hamamlar bulunmaktadır. Kente kara ve denizyolu ile ulaşmak mümkündür.

Limyra
Milattan önce 5. yüzyıldan beri varolduğuna inanılan kent Kumluca-Finike Karayolu'nun 11. kilometresindedir. 141 yılında yaşanan depremde önemli bir hasar görmüş kent ayakta kalmayı başarmış fakat 7. ve 9. yüzyılda Arap işgaline uğramasının ardından boşalmıştır. Kent üç parçadan oluşmuştur. Acropolis, yerleşim birimleri ve necropolis.

Arycanda
Kumluca-Finike otoyolunun Turunçova mevkiine 26 kilometre uzaklıktadır. Akarçay vadisini kontrol eden kentin tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Buluntulara göre kentin milattan önce 5. yüzyılda varolduğu düşünülmektedir. M.S. 240 yılında yaşanan depremde önemli ölçüde zarar gören kent 11. yüzyıla kadar canlılığını sürdürmüştür. Bizans döneminde Aalanda olarak bilinen kentin birçok binası iyi korunmuş durumdadır.

Demre (Myra)
Finike'ye 25 km. Kaş'a 48 km. uzaklıktaki Demre, Likya uygarlığının 6 büyük şehrinden biridir. İlk kez M.Ö. 5. yüzyılda yerleşim merkezi haline gelen Demre, önceleri deniz kıyısındayken, Demre çayının getirdiği alüvyonlar sonucunda denizle olan bağlantısı kesilmiştir. Şehir M.S. 9. yüzyıldaki Arap istilaları sonrasında terkedilmiştir. Kaya mezarları, tiyatro ve St. Nicholas kilisesi görülmeye değer yapılardır. Hadrian tarafından yaptırılan içinde tahıl ambarı da bulunan Andriake limanının Demre ile bağlantısı vardır.

St. Nicholas Kilisesi
Yaygın olarak Noel Baba olarak bilinen St. Nicholas M.S. 245'te Fethiye yakınlarında Patara'da doğmuş ve M.S. 363'de ölmüştür. Zengin bir ailenin iyi eğitilmiş oğlu olan St.Nicholas hayatını insanlara özellikle de çocuklara ve denizcilere yardıma adamıştır. Bu yardımlarının sağladığı ünü bugüne dek Noel Baba efsanesi olarak gelmiş ve güncelliğini korumuştur.

Demre rahibi olarak insanlara dini ve sosyal yardımlarda bulunan St. Nicholas ölünce Demre'ye gömüldü ve mezarının yanına adına bir kilise inşaa edildi. 1080'de İtalyan korsanlar bazı kemikleri Bari'ye kaçırdılar. Ancak kalan bazı kemik parçaları bugün Antalya Müzesindedir.

İlki 5-7 Aralık 1983 yılında yapılan Noel Baba sempozyumu, o günden beri değişik din ve eğitimlerden gelen insanların katılımıyla her yıl tekrarlanıyor. Bu sempozyumda St. Nicholas'ın çizgisinden gidilerek değişik din ve inançlardan olan insanlara barış, dostluk ve kardeşlik çağrısı yapılıyor.

Simena (Kale)
Güzelliğini, tarihi, denizi ve güneşinden alan Simena'ya Üçağız'dan deniz yoluyla da ulaşılabilir. Karşısındaki Kekova adasında bulunan ve Akdeniz'in büyüleyici mavisinin altında yer alan batık şehri ve antik kalıntılar görülmeye değerdir. Tarihi Likya uygarlığına kadar uzanan Simena'da pek çok uygarlık kalıntılarına rastlamak mümkün. Kayalara oyulmuş tiyatro ve surlar bunlardan yalnızca birkaçıdır.

Kekova
Kaş-Demre arasındadır. Akdeniz'de Üçağız Köyü karşısında kıyıya 500 m olan adada bulunan batık Antik Kenttir.

Patara
Kalkan-Fethiye yolunda, Kalkan'dan yaklaşık 10 km. önce ve güneyde yer alır Patara. Şehrin merkezinde bulunan renkli seramikler, şehrin tarihinin M.Ö. 5. yüzyıla dek uzandığını göstermektedir. St. Nicholas'ın doğum yeri olmasının yanı sıra, Büyük İskender zamanının önemli bir liman şehriydi. Biri Patara'ya giden üç kapılı surlar M.S. 110'da Vali Modestus tarafından yaptırılmıştır. En önemli kalıntılarından biri antk Patara Tiyatrosudur.

Xanthos
Xanthos nehrinin vadisine kurulan şehir Likya uygarlığının en eski ve en büyük şehridir. M.Ö. 4292'daki Pers istilalarına kadar bağımsız olan Xanthos, şehirlerini istilacılara karşı cesurca savunmuş ancak başarılı olmayacaklarını anlayınca önce kadınlarını öldürmüşler ve kendilerini ateşe atarak topluca intihar etmişler. Daha sonra Bölgeye göç eden 80 aile şehri yeniden kurmuş fakat yaklaşık 100 yıl sonra şehir bir yangınla yerle bir olmuştur. Yeniden inşaa edilen şehir batı ile ilişkilerini güçlendirerek, önemli bir merkez haline gelmiş ancak şansızlıklarından kurtulamamıştır. Brutus'un vergilerine direnince, şehir tahrip edilmiş ve halk savaşa sürüklenmiş ve Xanthos felaketler şehrine dönüşmüştür.

Şehir Likya merkezi etrafında oluşmuştur ve dışında da kalıntılar vardır. Tiyatronun batısındaki kalıntılar bugün de ilgi çekmektedir. Kayalar üzerindeki Harpy heykeli en önemli eserlerden biridir. Orjinali İngiltere'de British Museum'da bulunan eserin yerinde yalnızca kopyası vardır.

Kaş (Antiphellos)
Likya şehirlerinden biri olan Kaş'ın adı taşlık yer anlamına gelen "Phellos" tan gelir. Kaş bugün iyi korunmuş kaya mezarları ve tiyatrosuyla görülmeye değer bir sahil kasabasıdır. Detaylı Bilgi
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Salı 24 Şub. 2009, 22:59 tarafından Orkun
Side Ören Yerleri

SİDE: Tiyatro
15 bin kişi almaktadır. Seyirci bölümü bir diazoma ile iki kata ayrılmıştır. Orkestra yarım daireyi aşan bir kavis şeklindedir. Sahne binası iki ya da üç katlıdır. Geç İmparatorluk Devrinde gladyatör yarışları ve hayvan mücadelelerinin yapıldığı arena olarak kullanılmıştır. Bizans Devrinde M.S. 5-6 yüzyıla açık hava kilisesi olarak kullanılmıştır. Tiyatro M.S II. yüzyılın ortalarına tarihlendirilmektedir.

Apollon Tapınağı:
Athena Tapınağı ile birlikte Bizans bazilikasının avlusu içinde kalmıştır. Korinth düzeninde ve peripteros planlıdır. Roma Devrindendir. M.S 150 yıllarına tarihlendirilmektedir. 1983-1990 yılları arasında bir köşesi restore edilerek ayağa kaldırılmıştır.

SELGE: Tiyatro
8700 kişi almaktadır. Seyirci tribün bir diazoma ile iki kata ayrılmıştır. Sahne binası yıkılmıştır. Roma Devrinde M.S 3. yüzyılda yapılmıştır.

Olukköprü: Manavgat İlçesi'ne bağlı Beşkonak'ın (Bozyaka) 5 km. kuzeyindedir. Tek kemerlidir. Roma Devrinde yapılmıştır.

SELEUKEİA: Agora
Helenistik Devirdendir. M.S. 1. yüzyılın ikinci yarısı veya 2. yüzyılın başında yapılmıştır. Bir köşesinde odeion ve kilise vardır.

Side Su Yolları
Manavgat İlçesi'nde, Manavgat Çayı'nın batı tarafındadır. Sevinç Köyü'nün 2 km. güneyinden suyu alarak 30 km. lik tesislerle Side'ye ulaşmaktadır. Roma Devrinde yapılmıştır. Su kemerleri ve tünellerin büyük bir bölümü günümüze kadar gelmiştir.

Kargıhan
Manavgat İlçesi'ne bağlı Beydiğin Köyü'ndedir. Selçuklu Devrinde yapılmıştır. Büyük bir bölümü ayaktadır.

Manavgat-Side

Aspendos
Antalya'nın 48 km doğusunda, Serik ilçesinde yeralan antik kentin kalıntıları büyük ölçüde ayaktadır. Detaylı Bilgi

Alanya Çevresi Ören Yerleri

Dağlık
Gazipaşa İlçesi'ne 18 km. uzaklığındaki Güneyköyü sınırları içerisindedir. Antik Çağda Dağlık Kilikya olarak bilinen bölge sınırları içinde kalmaktadır. Kentin adı Kommagene kralı 4. Antiochus'tan gelmektedir. Kalıntılar üç yükselti üzerinde toplanmıştır. Birinci bölüm sütunlu cadde, agora, hamam, zafer takı ve kilisenin bulunduğu kesimdir. İkinci bölüm Kilikya Bölgesine özgü mezar yapılarının bulunduğu nekropol alanı; üçüncü bölüm ise batıda denize uzanan, sarp kayalıklar üzerine yapılmış kale kalıntılarıdır. Kentin kuzeyinde, halen mimarî elemanları görülebilen bir tapınak kalıntısı mevcuttur. Kentin merkezine trikonkhos adı verilen üç duvarı apsis şeklinde dini işlevi olan bir yapı yer alır. Kalıntılar Roma, Bizans ve Ortaçağ Dönemine tarihlendirilmektedir.

Selinus
Alanya'ya yaklaşık 45 km. uzaklıkta bulunan Gazipaşa İlçesi'nin 3 km. güneyindedir. Kent, denize dirsek şeklinde uzanan bir tepenin yamacında kurulmuştur. Tepe üzerinde kentin akropolü yer alır. Selinus (Hacımusa) Çayı'nın denize döküldüğü yerde beşik tonozlu iki odalı hamama ait kalıntıları görmek mümkündür. Deniz kenarındaki agoranın sütunları kaybolmuşsa da stylobat izleri görülebilir. Agoradan doğuya doğru gidildiğinde apsisli bir yapıya (kilise) rastlanır. Bu yapının eski bir mabet üzerine kurulmuş olması olasılığı büyüktür. Kilisenin doğusunda anıtsal bir yapı vardır. Kentin tek İslamî yapısı olup giriş kapısının çevresi Selçuklu Dönemi kırmızı renkte zikzak motiflerle süslüdür. Bu kalıntı bir köşke ait olmalıdır. Kentin nekropolündeki mezar yapıları arkasollü, beşik tonozlu, anıt mezarlar olup Kilikya Bölgesi'nin ölü gömme adetlerini en güzel biçimde ortaya koyarlar. Kente ait su kemerlerinin bir bölümü günümüze ulaşabilmiştir. Roma İmparatoru Traianus Part seferinden dönerken bu kentte ölmüş ve külleri Roma'ya götürülmüştür. Kalıntılar Roma, Bizans ve Ortaçağ Dönemine tarihlenir.

İotape
Alanya-Gazipaşa karayolunun 33.km.sinde yer alır. Antik kent adını, Kommagane kralı 4. Antiochus'un (İ.S.38-72) karısı İotape'den almıştır. İmparator Traianus'tan Valerianus'a kadar kent kendi adına sikke bastırmıştır. Kalıntılar Roma ve Bizans Dönemi özelliklerini taşımaktadır. Denize doğru uzanan yüksekçe bir burun, kentin akropolü durumundadır. Surlar bu bölüme kale görünümü vermektedir. Yapılar oldukça tahrip olmuştur. Akropolün karaya bağlandığı vadide, doğu-batı yönünde uzanan Liman caddesi yer almaktadır. Caddenin her iki yanında üç basamaktan oluşan krepis bulunduğu ve yer yer bunların arasında heykellerin durduğu kaidelerinden anlaşılmaktadır. Heykellere ait yazılı kaideler kentin başarılı atlet ve hayırsever vatandaşları hakkında bilgiler içermektedir. Akropolün doğusunda bulunan koyda, üç nefli, dikdörtgen planlı bir bazilika yer alır. Kentteki, tek nefli küçük bir kilisenin nişi içerisinde oldukça tahrip olmuş fresko izlerini görmek mümkündür. Freskoda H.G. stratelates betimlenmiştir. Kentin günümüze kadar gelebilmiş yapılarından birisi de hamamdır. Hamama ait kanalizasyon sistemi halen görülebilir. Antik kentin ortasından geçen modern yolun güneyinde 8 x 12.5 m. ölçüsünde bir tapınak kalıntısı bulunmaktadır. İotape antik kentine ait nekropol kuzey ve doğudaki tepeler üzerindedir. Nekropolde anıt mezarların yanı sıra tonoz örtülü küçük mezar yapıları da yer almaktadır.

Syedra
Alanya-Gazipaşa karayolunun yaklaşık 20.km.sinde Seki Köyü sınırları içerisindedir. Kente, batıda halen ayakta olan anıtsal kapı ile girilir. Kentte, Antik Çağdan günümüze değin kullanılan, içleri sıvalı doğal kaynaktan beslenen sarnıçlar vardır. Kentin su gereksinimi çok sayıdaki diğer sarnıçlarla da karşılanmaktadır. Kent içindeki bir mağarada, doğal kayaya oyulmuş nişin çevresi freskolarla süslenmiştir. Mağara dinsel amaçlı kullanılmıştır ve vaftiz mağarası olarak bilinmektedir. Kentin doğusunda, çok görkemli bir yapı kalıntısı olan hamam ile karşılaşıyoruz. Zemininde yer yer mozaik kalıntıları görülmektedir. Hamamın hemen batısında kuzey-güney doğrultusunda kentin sütunlu caddesi uzanmaktadır. Caddenin kuzeyindeki duvarda nişler yapılmıştır.1994 yılından bu yana Alanya Müze Müdürlüğü'nce yapılan kazılar sonucunda, sütunlu caddenin, 250 x 10 metre boyutlarında ve kuzeyi sütunların taşıdığı ahşap çatı ile kapalı, güneyi taş döşemeli açık yol şeklinde olduğu ortaya çıkmıştır. Oyun ve yarışlarla ilgili bilgiler içeren birçok yazıtın varlığı kente önem kazandırmıştır. Kentdeki diğer önemli yapılar tapınak, tiyatro, dükkanlar, evler ve kent surlardır. Kazılar sonucunda kentin İ.Ö.7.yüzyıldan İ.S.13.yüzyıla kadar ki tarihine ilişkin kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.

Laertes
Toros Dağları üzerinde, Dim Vadisi ağzında yükselen Cebel-i Reis dağının eteğine kurulmuştur. Alanya'dan yaklaşık 25 km. uzaklıktadır. En yakın köy Gözüküçüklü'dür. Antik Çağda Dağlık Kilikya olarak bilinen bölgenin sınırları içerisindedir. Strabon kentten, limanı olan ve göğüs biçiminde bir tepe üzerine kurulmuştur diye söz eder. Kentin günümüze kadar gelebilen önemli kalıntıları olarak gözetleme kulelerini, Caracalla eksedrasını, odeon veya tiyatroyu, Zeus Megistos tapınağını, Apollon tapınağını, Caesar tapınağını, agora, hamam ve nekropolünü sayabiliriz. Kentte Hellenistik Döneme ait kalıntıların olmayışı, bu sırada bölgenin korsanların elinde oluşuna ve dolayısıyla imar faaliyetlerinin yeterince yapılamayışına bağlanmaktadır. Kentin tarihini daha erkene götüren ve bu kentte bulunmuş İ.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen, üç yüzü Fenike dilli yazıt Alanya Müzesi'nde sergilenmektedir. Laertes'te bulunan diğer bir eser, Alanya Müzesinde sergilenen "Romalı bir askere ait olan diploma", kentin askeri yönüne ışık tutacak özelliktedir. Kalıntılar Roma Dönemine tarihlenmektedir.

Hamaxia
Alanya'nın 6 km. kuzey batısındaki Elikesik Köyü'nde, kent; antik Pamphylia Bölgesi sınırları içerisindedir. Halk arasında Sinekkalesi olarak bilinmektedir. Antik Çağın meşhur coğrafyacısı Strabon kentten, gemi yapımında kullanılan kerestenin elde edildiği, özellikle sedir ağaçlarının bol olduğu bir yer olarak söz etmektedir. Kentin Roma öncesi iskân edildiği sanılıyor. En üst noktada yer alan rektogonal taşlarla yapılmış kule olması olası yapıda Hellenistik Dönem özellikleri görülmektedir. Kentteki en önemli kalıntılar olarak; antik bir çeşme ile önündeki havuzu, yarım daire planlı, oturma sıraları halen görülebilen yazıtlarla donatılmış geniş bir eksedrayı, dini yapı komleksini ve nekropolü sayabiliriz. Kentte bulunan bazı yazıtlarda Hermes'in amblemi Kaduceus'un işlenmiş olması, burada Hermes'e ait bir tapınağın varlığını göstermektedir. Alanya Müzesi'nde sergilenmekte olan kabartmalı bir mezar steli ostoteklerin önemli bir bölümü Hamaxia'da bulunmuştur. Kentin İ.S.100-200 yılları arasında zengin olmayan küçük, Coracesium'a bağlı bir topluluk olarak yaşamını sürdürdüğü biliniyor. Kalıntıların önemli bir bölümü Roma ve Bizans Dönemine aittir.

Colybrassus (Ayasofya)
Gündoğmuş İlçesi Güzelbağ Kasabası Bayır Köyü sınırları içindedir. Alanya'ya yaklaşık 30 km. uzaklıktadır. Günümüze kadar gelebilen önemli kalıntılar arasında, oldukça iyi işlenmiş İon köşe başlıklı tapınağıyla nekropolündeki lahitleri ve doğal kaya mezarını sayabiliriz. Kaya mezarının cephesi anıtsal nitelikte olup buraya 18 basamaklı merdiven ile ulaşılmaktadır. Mezar odası tek mekândan oluşmakta ve girişin üstü basık kemer şeklinde yontulmuş içi Medusa başı ile süslenmiş kemerin iki yanı ise kartal motifleri ile bezenmiştir. Çevreye dağılmış durumda olan çok sayıdaki yazıt; kentin tarihine ışık tutacak önemli bilgiler içermektedir. Kalıntılar Roma ve Bizans Dönemi özellikleri göstermektedir.
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Salı 24 Şub. 2009, 23:09 tarafından Orkun
Ardahan

Ardahan ili nesi ile meşhur Buradan öğrenebilirsiniz...

Ardahan’a ilişkin birkaç değişik söylence bulunmaktadır.

Bunlardan ilki Arda Ana destanında aktarıldığı gibi yaratılış ve insanın varoluşu ile birleştirilendir. Tanrının, bu yöreyi cennet olarak adlandırdığı ve insanın oluşumu için Arda Anayı buraya yolladığı anlatılmaktadır bu destanda.

Bir başka söylenceye göre, Bu bölge eski çağlarda tümüyle yeşil çam ağaçlarıyla dolu, ormanlık bir yer imiş. Yöreye ilk gelen Kimmerler bu bölgeyi bereket bölgesi olarak tanımlamışlar. Kendilerinin de bereket tanrısı olan ve aynı zamanda yeşil anlamına gelen Arda adını vermişler. Kurdukları bir kalenin içine de en ünlü din adamları olan Kam’ı yerleştirerek Bu kaleye Arda-Kam adını vermişler. Bu ad giderek Ardahan adına dönüşmüştür.

Üçüncü bir söylenceye göreyse, Hazar boylarından göç ederek bu bölgeye yerleşen Arda Türklerinin yerleşim esnasında kurdukları büyük bir kaleye kendi kağanlarını oturtmuşlar. Bu kaleye de Arda Kağan yeri demişler. Bu deyim giderek Ardahan adına dönüşmüş.

Dördüncü söylencede ise, İskitlerin bu bölgeye yerleşirken kurduğu şehirleri bir incinin ipe dizildiği gibi, Kür Irmağının kenarına kurmuşlar. Kurulan en büyük yerleşim yerine Ard Akan adını vermişler. Çift akan anlamına geliyormuş. Bu ad da zamanla Ardahan olarak anılmaya başlamış.

Son söylenceye göre ise de, bu yöreye Arsaklar yerleşince kurdukları kalelerin adlarını da o günkü deyimle kale komutanlarının adını vermişler. Kurulan bu kalenin içinde ise oturan en büyük kale komutanı 14 yaşındaki Arsak Kayan adıyla anılırmış. Süreç içinde ise bu isim önce Arda Kayan, daha sonra ise Ardahan biçimine dönüşmüş.



Ardahan Tarihi

Erem Bağları, Ardahan şehrinin bulunduğu alanlara denmektedir. Ardahan şehri, ilk çağ tarihinden bu yana, yukarı Kür denilen, bu bölgenin tam ortasında yer alması, bölgede var olan civar yerleşim birimlerini de bağrında toplamıştır.

Kars, Çıldır, Göle, Oltu, Hanak, Posof, Ahıska, İrevan ve Batıya yönelince, Artvin, Yusufeli, Ardanuç, Şavşat ve Boçka ilçelerini bir çember gibi etrafına toplamıştır. Dolayısıyla bu bölgeye diğer bir adıyla Livane bölgesi denilmiştir. Aras, Kür ve Çoruh ırmaklarının suladığı yerleşim birimidir.

Bu yerleşim birimini tarih sahnesinde yer olan olaylara göre ele alındığında, yörenin tarihi yapısı M.Ö. 3000’li yıllarda bazı yerleşim alanları olduğu belirlenmesine karşın, bunların kimliğine ilişkin bir bilgiye ulaşılamamıştır. Bazı bulgulara dayanılarak yukarı Kür yöresinde M.Ö. 10.000- 8.000 yıllara denk düşen, yani, Cilalı Taş Devrinde insanların yaşaması demek Ardahan şehrinin de aynı dönemde yerleşim yeri olabileceğini gündeme getirir.

Ancak, yapılan kazılar sonucu bulunan ve M.Ö. 4.000 - 3.000 yıllarına ait olduğu saptanan bakır baltalar, dahası, M.Ö. 3.000 - 2.000 yıllarına ait olduğu saptanan tunç baltalar ve başka bazı kullanılmış aletlerden yola çıkılarak bu dönemlerde, yani günümüz itibariyle yaklaşık 5.000-6000 yıllık bir geçmişi olduğu düşüncesi ağırlık kazanmaktadır.

1930 yılında Şavşat’ın Merya köyü ile 1955 yılında Yusufeli’nin Niğzivan köyünde bulunan bazı baltaların, 1936 yılında Posof’taki Mere Kalesinde bulunan Hurrilerden kalma baltalarla aynı döneme ait olduğu saptanmıştır. Buna bağlı olarak da, bu bölgeye saptanabilen ilk olarak gelip yerleşenlerin (M.Ö. 2000’ler) Orta Asya kökenli Hurriler olduğu anlaşılmaktadır.

Daha sonra yöreyi Urartular ele geçirir. Çıldır Gölünün güney batısındaki Taşköprü Köyü yakınındaki kayalıkta, Urartu karlı 2. Serdur’un M.Ö. 753-735 yıllarında kazdırdığı fetih yazısını bulunmaktadır.

Bu yöreye Türk boyları ilk kez, Kıpçakların atası sayılan, Kimmerlerin (M.Ö. 720) gelmesiyle başlamıştır. Daha sonraları İskitlerin geldiği görülüyor. İskitler bu yörede 500 yıl hüküm sürmüşler. Geliş tarihleri M.Ö 680 olarak bilinmektedir.

M.S. 628 yılında Hazar Türklerinin Hazar bölgesinden göçerek üç kol üzerine dağıldıkları ve bir kolunu da Kafkaslara yürüyerek, bu yöreyi ele geçirdikleri kaynaklarda yeralmakta.. Hazar boylarından göçüp gelen bu göçleri oluşturan insanlara Arda Türkleri denmektedir.

3. ve 4. yüz yıllarda yörede Hıristiyanlık yayılmaya başladı. 415 yılında ise Batıdan gelen Bizans egemenliği yöreyi ele geçirdi.

Halife Osman döneminde (646) ise Arap İslam egemenliğine girdi. Bütün bu yüz yıl boyunca İslam güçleriyle Bizans arasında sürekli el değiştiren bu yöre, İlhanlıların, Kıpçakların ve daha nice grupların gelip yerleşmelerine karşı koyamamıştır.

Selçuklu Sultanı Alpaslan'ın 1064 tarihinde Ani şehrinin egemenliğini eline geçirmesiyle Danişmentli Ahmet adıyla bilinen komutanın emrindeki Selçuklu ordusuyla Şavşat üzerinden Arsiyan Dağını geçerek 1080'de bölgeyi ele geçirmiştir.

Selçuklular bu yörede uzun zaman varlıklarını gösterememişler. Zayıflayan Selçuklu ordularını elinden yöreyi İlhanlılar eline geçmiştir. İlhanlılar zamanında Ortodoks olan Kıpçak Türkleri bölgenin yarı bağımsız hakimi olmuşlardır.

13. yüzyılda Moğol ve İlhanlı egemenliği görülürken yöre, daha sonra Cengizlilerin elinde kalmış. 1414 yıllarında olsa gerekir.

Kars ile birlikte bu yöre Akkoyunluların işgaline uğramış. Ardahan yöresinde adı bilinen Atabekler, Akkoyunluların emrinde kalmışlar. Daha sonra, Karakoyunluların emrinde kalan yöre, Şehzade Selim’in (1.Selim) Trabzon sancakbeyi olduğu dönemde (1481-1512) Osmanlılara bağlandı. Yöre Bu dönemde, Birkaç kez Safevi, birkaç kere de Gürcü denetiminde kaldı. 1551 yılında Erzurum Beylerbeyi İskender paşa tarafından kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldı.

Daha sonra Lala Mustafa Paşa'nın emri üzerine Ardahan Sancak Beyi Abdurrahman Bey kendi kuvvetleriyle Ilgar Dağını aşıp, 9 Ağustos 1578'de tüm Posof deresini ve Ahıska havalisini ele geçirmiştir. Böylece bu yöre tümüyle Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştır. Erzurum Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa 1578 yılı Ağustos ayında Ahıska merkez olmak üzere Çıldır Eyaletini kurarak Ardahan, Göle, Hanak, Posof gibi yerleşim alanların buraya bağladı.

1876-1877 Osmanlı-Rus savaşı sonunda savaş tazminatı olarak 13 Temmuz 1878 Berlin Antlaşmasıyla Ruslara bırakılan Ardahan 1918 Brest-Litowsk Antlaşmasıyla yeniden Türkiye topraklarına katılmış ise de 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile Türk ordusunun çekilmesi sonucu, Ermeni ve Gürcülerin işgaline hedef olmuştur. 30 Kasım 1918 tarihinde Ardahan’da kurulan Milli Şura Hükümeti tarafından Mondros Mütarekesi şartları reddedilmiş, Milli Şura Hükümeti, Kurtuluş Savaşıyla bütünleşerek Kazım Karabekir Paşa ve Halit Paşa Komutasındaki Türk ordusu tarafından 23 Şubat 1921 tarihinde kurtarılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra il olan Ardahan, 1926 yılında ilçe yapılarak, Kars iline bağlanmış, daha sonra 27.05.1992 tarih ve 3806 sayılı Kanunla tekrar il statüsüne kavuşturulmuştur.









Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir C.tesi 16 Mayıs 2009, 23:04 tarafından Canan
Orkun güzel bir çalışma yapmışsın ama devamınıda getirmeni isteriz. Malum önümüz yaz tatil yerlerini belirleyelim.
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Paz 31 Mayıs 2009, 14:40 tarafından Aktifleştirici
Paylaşım için teşekkürler
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Çarş. 03 Haz. 2009, 21:36 tarafından Cansiperane
ARTVİN

Artvin ili nesi ile meşhur Buradan öğrenebilirsiniz

Yüzölçümü: 7.436 km²

Nüfus: 191.934 (2000)

İl Trafik No: 08

Şehir merkezinin nüfusu 23.157 kişi köylerinin nüfusu ise 11.415 kişidir.

Artvin, ili ikiye bölen Çoruh nehri, dik yamaçlı uzun vadileri, 3900 metreye kadar yükselen birbiri ardına sıralanmış yüksek dağları, balta girmemiş doğal ormanları, yüksek dağların doruklarında Krater gölleri, Karagülleri, yeşil yaylaları, fauna ve flora zenginliği, tarihi kilise, kale ve kemer köprüleri, geleneksel mimarisi ve festivalleri ile çeşitli turizm değerlerini içinde barındıran otantik bir turizm beldesidir.

Kaçkar ve Karçal dağlarında yapılan dağ tırmanışları, bölgenin değişik yörelerinde doğal güzellikler içinde bulunan trekking parkurlarında yapılan doğa yürüyüşleri, Çoruh Nehri ve Barhal çayında yapılmakta olan rafting, katamaran ve kano gibi akarsu sporları Artvin'in turizm çeşitliliğini zenginleştirmektedir. 4. Dünya Akarsu Sporları Şampiyonası 1993 yılında Çoruh nehrinde yapılmıştır.

Geçmişte Çoroksi, Çorok, Kollehis ve Klarceti, Osmanlı Döneminde ise Livane olarak bilinen Artvin’in bu ismini nereden aldığı ve hangi tarihten itibaren kullanıldığı tam olarak bilinmemektedir. İlk adları Çoruh Irmağı ile ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Artvin’in tarihsel geçmişi Şavşat’ın Meşeli ve Yusufeli’nin Demirköy yakınlarında bulunan bakır baltalara dayandırılarak M.Ö. 3000’li yıllara “Tunç Çağı” na indirgenmektedir. M.Ö.4. Yüzyılda bölgeden geçen Ksenophon’a göre Artvin ve çevresinde Kolkhlar, Makaronlar ve Taoklar gibi birçok kavimlerin yaşadığı doğrulanmaktadır. M.Ö.1.yy'da yaşayan Çoğrafyacı Strabon Roma’nın Anadolu’daki hakimiyeti sırasında Artvin ve yöresinin yerel krallıklar hakimiyetinde olduğunu belirtmektedir. Bundan sonra Aksaklı ve Sasan yönetiminde kalan Artvin, Ortaçağ dönemi ile birlikte Bizans’ın himayesinde Bagratlı Krallığı’nın yönetiminde kalmıştır. 1015 tarihi itibari ile başlayan Selçuklu Seferleri 12.yy'da Saltuklularla pekiştirilmeye çalışılmıştır. Moğol istilasının ardından İlhanlılar’ın kontrolünde Çıldır Atabeklerinin yönetiminde Timur, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi gibi Türk devletlerinin himayesinde bulunmuştur.

Yavuz Sultan Selim zamanında başlayan Osmanlı Egemenliği, Kanuni Sultan Süleyman dönemi Erzurum Beylerinden İskender Paşa’nın 1551’de Atabekler’in başkenti durumundaki Ardanuç Kalesini fethetmesi ile tamamlanmıştır. Osmanlı döneminde Hopa ve Borçka; Trabzon’a, Artvin, Ardanuç ve Yusufeli; merkezi Ahıska olan Çıldır Eyaleti’ne bağlı olarak yönetilmiştir. 1828’de Osmanlılar’ın Ruslar’a yenilmesi sonucu Çıldır kaybedilince buraya bağlı birimler Erzurum Eyaleti’ne dahil edilmiştir. 1877-1878 Savaşı sonucunda 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastafanos Anlaşması gereği o zaman Batum Liva’sına bağlı Artvin, Ardanuç, Borçka, Şavşat ve Hopa’nın Kemalpaşa bucağı savaş tazminatı olarak Ruslar’a terkedilmiştir. 3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması gereğince Ruslar Artvin topraklarından çekilmişlerdir. Peşine İngilizler’in ve Gürcüler’in geçici işgalleri olmuşsa da T.B.M.M.’nin girişimleri sonucu 23 Şubat 1921’de Artvin Anavatana kavuşmuştur. 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması ile bu durum kesinlik kazanmıştır.

7 temmuz 1921’de sancak olarak kurulan Artvin, 24 Nisan 1924’de İl’e dönüşmüştür.

İl merkezi; Osmanlı Devleti sınırları dahilinde olduğu 1878 yılına kadar Trabzon vilayetine bağlı Batum Sancağı’nın “Livana Kazası” merkezi olarak kalmıştır.
Merkez ilçeye bağlı 36 köy bulunmaktadır.

Tarihi Yapılar
*Kaleler
Artvin (Livane) Kalesi

Artvin ve çevresinin tarihi hakkındaki bilgilerimiz M.Ö.3000 yılına kadar inmektedir. Artvin ve Çoruh boyunda Orta Asya’dan gelen ve Asyanik kavimlerden Huriler, Sakalar tarafından yurt edinilmiştir. Artvin ve çevresi devamlı olarak çeşitli kavimlerin istilasına uğramıştır. Parslar, Urartular, Kimmerler bu bölgede uzun süre egemen oldular.

Artvin ve çevresi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1551’de Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Artvin Köprübaşı mevkiinde bulunan Kale’nin, l0.yy’da inşa edildiği tahmin edilmektedir. 16.yy Osmanlı döneminde tekrar onarım görmüştür. İçinde su deposu (sarnıç) ve küçük kilise (şapel) bulunmaktadır.

Ardanuç Gevhernik Kalesi

Ardanuç İlçesi, Adakale mevkiinde yer almaktadır. Kalenin ilk yapılaşması M.Ö. ki dönemlerde başlamıştır. Bagratlı Krallığı, Çıldır Atabekleri ve Osmanlılar’ın yönetim yeri olarak kullanılmıştır. Yöredeki en önemli kalelerden birisi olup, iç kalesi ve etrafı surlarla çevrili şehir yapısı ile tek örnektir. Geçmiş dönemlere ait çeşitli kalıntıların yanı sıra Kanuni Sultan Süleyman’a ait kitabesi ile de dikkat çekmektedir. Ardanuç Adakale mevkii, Gevhernik Kalesi, İskenderpaşa Camii ve Türbeleri ile tarihi bir mekandır.

Şavşat (Satlel) Kalesi

Şavşat İlçesi Söğütlü Mahallesinde bulunmaktadır. IX. yy. da Bagratlı Krallığınca inşa edilmiş olup, Osmanlılar tarafından da kullanılmıştır. Günümüzde terkedilmiş olan kalenin sur duvarlarının büyük bir bölümü ayaktadır.

Ardanuç Ferhatlı Kalesi

Ardanuç ilçesine 5 km. mesafede bulunan kale İberya Kralı Vahtang tarafından V. Y.Y.da yaptırılmıştır. Yapı Ardanuç ilçesine çıkmadan Ardanuç suyunun kenarında, vadi paralelinde yükselen anakaya üzerine inşa edilmiştir.
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Çarş. 03 Haz. 2009, 21:38 tarafından Cansiperane










Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Çarş. 03 Haz. 2009, 21:59 tarafından Cansiperane
Aydın ili nesi ile meşhur Buradan öğrenebilirsiniz

GENEL BİLGİLER
Aydın, Tralles antik kentinin üzerine kurulmuştur. Eski çağlarda Ege Bölgesi’nin en önemli kentlerinden birisidir.Antik dönemin birçok bilgin, mimar, heykeltıraşı Aydın’da yetişmiştir. Bunlar arasında Antemiyus, Thales, Anaximandros, Anaximenes, Hekotaios, Hippodamos, İsodor sayılabilir.

Müzeler

Aydin Müzesi: Aydin Müzesi 1959 yilinda kurulmustur. Çok genis ve güzel bir bahçe içinde modern Müze binasina sahiptir. Müze bahçesinde Aydin çevresinden derlenmis lahitler, mezar taslari, sütun basliklari, yazitli steller ve çesitli mimari parçalar sergilenmektedir. Müze içerisinde bir Arkeoloji salonu, bir sikke salonu ve bir etnografya salonu mevcuttur.



Milet Müzesi: Milet antik kenti içinde yer alir. 1973 yilinda hizmete açilan Milet Müzesi'nde mavi salon, küçük salon ve orta salon olmak üzere üç teshir salonu vardir. Mavi salonda;kronolojik sirayla eserler teshir edilmistir. Bunlar, fosiller, keramikler, geometrik eserler, taban mozaikler ile amphoralardir. Küçük salonda; tiyatro maskeleri, kandiller, maden eserler, cam eserler, heykelcikler, altin eserler ve küçük madeni esyalar ile sikkeler bulunmaktadir. Orta salonda; heykeller ve mezar taslari yer alir.



Afrodisyas Müzesi: Karacasu ilçesi, Afrodisyas antik kenti içinde bulunmaktadir. 1979'da ziyarete açilan Müzede Afrodisyas kazilarindan elde edilen arkeolojik buluntular sergilenmektedir. M.Ö. 4000'den itibaren yapildigi anlasilan eserler sekiz ayri salonda yer almakta olup, bu salonlar; Afrodit salonu, Panthesilaia salonu, küçük eserler salonu, bitmemis eserler salonu,odeon salonu, Melpomene salonu( iç avlu ve bahçe açik salonu)'dur. Ayrica bu salonlarin disinda bahçede birçok eser bulunmaktadir.

Örenyerleri

Nysxa: Sultanhisar ilçesinin kuzeyindeki Malgaç Dagi eteklerinde zeytin bahçeleriyle dolu yamaçlara kurulmus Nysxa (Nisa) antik kentinin tarihinin kaynagi, cografyaci Strabon'dur. Sel yatagindan dolayi iki kisimdan olusan kent Atymbra isimli eski bir ;yerlesmenin üzerine Selekvos Krali I. Antiochus tarafindan kurulmus ve kralin esinin adini almistir. Nyxsa'da yetismis olan Aristodem'in kurdugu iki katli kütüphane, Hellenistik çaga ait su deposu, Roma dönemine ait stadyum ve köprü, halk meclisi ve Acharaka yolu üzerindeki sehir nekropolü görülebilecek baslica yapi kalintilaridir.

Alabanda: Ismi Karia dilinde at ve zafer anlamina gelen ALA ve BANDA sözcüklerinden olusmus bir Karia kentidir. Helenistik ve Roma dönemlerinden kalma kuleli sur, tiyatro, senato, halk meclisi binasi, Agora ve anit mezar görülebilecek kalintilardandir. Ayrica güney yönündeki Kemer Deresi üzerinde Roma yapisi bir su kemeri uzanir.

Priene: Çaginin önemli piskoposluk merkezi olan antik kent Prienne, Milet'in kuzeyinde, dik açilarla kesisen bir geometrik düzene göre kurulmustur.
Kentin en önemli yapisi kentin tepesine kurulmus olan Athena Tapinagidir. Bundan baska kentin ;kuzeydogusunda bulunan ve Helenistik devirde yapildigi belirtilen tiyatroda görülmeye degerdir.

Milet: Yenihisar ilçesi, Balat köyü yakinlarindadir. Milet'te ilk yerlesimin M.Ö. 2000 ortalarindan baslamak üzere Myken kolonisi varligi ile görüldügü bilinmektedir.

Daha sonra Milet, Atina Krali Kodros'un oglu Nekus önderligindeki Ionialilar tarafindan tekrar kurulmustur. Ionia'nin en önemli sehir limanlarindan birisidir. Dört limani vardir.

Ören yerinde bu dönemlerden kalma; Milet Tiyatrosu, Faustina Hamami, agora, tören caddesi, anitsal çesme, gymnasium, Virgilius Capito, hamam, Türk hamami, Athena Tapinagi stadium, delphinion, liman aniti, agora, Zeus Olympios Temenosu, bouleuterion (Senato Binasi), Misir Tanrilarinin Temenosu kalintilari bulunmaktadir.

Tralles (Tiral): Aydin il merkezine 1 km. kadar uzakliktadir. Kentten günümüze halk arasinda "üç göz" olarak bilinen yapi ve kuzeydeki tiyatroya ait bir kalinti olan cavea gibi az sayida eser kalmistir. 1997 yilindan itibaren burada arkeolojik kazilara baslanmis olup, Roma dönemine ait bir hamam, Hellenistik. Roma ve Bizans dönemlerinde kullanilmis bir Arsenal yapisi ve bir Bizans dini yapisi açiga çikarilmistir.
Afrodisyas: Bu kent Antik Çagin önde gelen mimarlik, sanat, heykeltiraslik ve tapinma merkezlerindendir. Karacasu ilçesinin 12 km. güneydogusunda bir Karia kenti olarak kurulan Afrodisyas altin çagini Roma döneminde yakalamistir. Bu dönemde olaganüstü güzellikte ;mermer heykeller ve yapilar insa edildi.

Yapilan arkeolojik arastirmalar sonucunda kentte mimarlik ve heykeltirasligin yani sira tip ve astronomi alanlarinda da çalismalar yapildigi belirlenmistir. Kentte görülebilecek baslica yapi kalintilari, MS 12. yy.da Imparator Hadrianus zamaninda ;yapilan hamam, büyük havuzlu agora, MÖ. 100 yillarinda tanriça Afrodit için yapilan tapinak, stadyum, tiyatro, hamam,odeon, psikopos sarayi, felsefe okuludur. Panionon: Kusadasi Davutlar beldesindedir. Antik Dönemde, Ion kentleri birliginin merkeziydi. Ionlar burada toplanip, kararlar alirlardi.
Neopolis: Kusadasi'nin hemen yakininda, Yilanci Burun denilen yerdedir. Ilçenin ilk antik yerlesimi olarak bilinir.
Didyma: Miletos'un 18 km. güneyindedir. Antik çagin kehanet merkezidir. Apollon tapinagi en önemli eserlerindendir.Tapinak dipteros planli (çift sira sütun) olup, hiçbir zaman bitirilememistir.

Myus: Söke'nin 18 km. güneyindedir. Iyon birligine ait önemli bir kiyi kenti idi.
Iassos: Didim ilçesi yakinlarinda bulunmaktadir. Bu antik kent, Dionysos sarap tanrisi adina insa edilmis tiyatro ve burada yapilan festivaller ile bir müzik ve tiyatro kenti olarak ün kazanmistir.
Gerga: Çine ilçesi yakinindadir. Kaidelerden koparak düsmüs dev boyutlu insan heykelleri ile "Gerga" yazili yapilar dikkat çekicidir.
Alinda: Karpuzlu ilçesindedir. Kraliçe Ada'nin granit kentidir. 35 sirali bir tiyatro, iki katli kule, agora ve surlar önemli kalintilardir.
Mastaura (Mastavra): Nazilli ilçesi yakinindadir. Eskiden para basilan ticaret merkezlerinden biriydi. Ören yerinde sur, tiyatro, su kemeri ve bazi yapi kalintilari vardir.
Magnesia: Germencik ilçesi, Ortaklar beldesi yakinindadir. Önemli olaylara sahne oldugu için olaylar kenti olarak tanimlanir. M.Ö.3 yy.a ait Artemis ve Zeus tapinaklari, agora, hamam, tiyatro, gymnasium, stadium ve Bizans surlarina ait kalintilar mevcuttur.
Orthasia (Ortosi): Yenipazar ilçesi yakinindadir. Menderes vadisine bakan bir tepede Akropolü mevcuttur.
Acharaka (Akaraka): Sultanhisar ilçesi, Salavatli köyü yakinindadir. Saglik merkezi olarak bahsedilir. Plutonium tapinagi ve içindeki sifali su ve gazlar bulunan Charonium magarasindan bahsedilir.

Kaleler
Küçük Ada Kalesi: Kuşadası ilçesi, Güvercin Adası’ndadır. Çok eski bir yapı olup, 19. yüzyılda meydana gelen Mora ayaklanması sırasında, adalardan saldırılara karşı ileri karakol olarak Osmanlılar tarafından kullanılmıştır.
Arpaz Kalesi: Nazilli ilçesinde bulunan kale, 18. yüzyıl Osmanlı dönemi yapıtıdır.
Körteke Kalesi: Bozdoğan ilçesine bağlı Körteke köyü ile Örencik köyü arasında doğal tepenin üzerindedir.
Cin Cin Kalesi: Koçarlı ilçesinin aynı adı taşıyan köyündedir. 18. yüzyılda Cin Bey tarafından yaptırılmıştır.

Camiler
Bey Camii: İstasyon binası yakınında bulunan ve Süleyman Bey Camii olarak da bilinen bu büyük yapı, 1683 yılında Süleyman Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ve kesme taştan inşa edilmiş olan cami, 16 kenarlı kasnağında 16 pencere bulunan bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe içi, kalem işleri ile süslenmiştir. Kesme taştan yapılmış mihrabı sade olup, mermerden yapılmış minberin merdiven altı işlemelidir. Tek şerefeli minaresinin gövdesi çok kenarlıdır.
Ramazan Paşa Camii: Üveys Paşa’nın kardeşi Ramazan Paşa tarafından 1595 yılında yaptırılmıştır. Kare planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Ahşap giriş kapısı, oyma işleri ile bezenmiştir. Yapının üzeri büyük bir kubbe ile örtülmüştür. İçerisini 10 uzun pencere ve su damlacığı şeklindeki küçük pencereler aydınlatmaktadır. Alçı kabartmalar, renkli cam işçiliği ve ağaç oymacılığı bakımından süslemeleri önemlidir.
Üveys Paşa Camii: Mısır Beylerbeyi Üveys Paşa tarafından 1568 yılında yaptırılmıştır. Kare planlı olan yapıyı yüksek kasnak üzerindeki kubbe örtmektedir. Mermer giriş kapısı üzerinde bir yapım yazıtı bulunmaktadır. Mihrabı ve minberi az süslemelidir.

İlyas Bey Camii: Menteşoğullarından İlyas Bey tarafından 1404 yıllarında yaptırılmıştır. Cami önünde, avluyu çevreleyen, medrese ve imaret odaları mezarlık içindedir.Han Menteşoğullarından kalmıştır. Dörtgen şekilli bina ortada bir avlu, etrafında tonoz çatı, örtülü, ahır ve odalardan meydana gelmiştir ve iki katlıdır.

Kaplıcalar
Menderes Havzası 900'lü rakımlardan başlayarak Ege denizine kadar sağ ve sol yamaçlardan kaynaklanan zengin su akışlarıyla binlerce yıl içersinde oluşturduğu tekne biçimindeki bu zengin vadi zengin yer altı su kaynaklarına da sahiptir. Germencik; ilçesi; Bozköy ve Gümüşköy mevkilerindeki kaplıcalar bölgenin önemli kaplıcalarıdır. Davutlar ilçesindeki sıcak su kaplıcası ve Sultanhisar'ın batısında yeralan Salavatlı Kaplıcası yöre halkı tarafından kullanılmaktadır.

Plajlar
Turistlerin turizm çekiciliği açısından rağbet ettikleri plajlar; Pigale Plajı (Kuşadası), Kadınlar Denizi Plajı (Kuşadası), Güvercinada Plajı (Kuşadası), Yavansu ve Aslanburnu Plajı (Kuşadası), Güzelçamlı Plajı (Kuşadası), Altınkum Plajı (Didim), Tavşanburnu Plajı (Didim), Gevrek ve Akbük (Didim) plajlarıdır.

NE ALINIR?

Halı, kilim, deri giysiler ve mücevherat yöreden alınabilecek hediyelik eşyalardır

NE YENİR?

Aydın’da yapılan yemeklerden bazıları; kulak çorbası, patlıcan–biber taratorlu turşu, kuyu tandırı, etli kereviz, etli enginar, pelvize tatlısı, paşa böreği, yuvarlama, ısırganotu böreği, ebegümeci kavurması ve arapsaçıdır.

YAPMADAN DÖNME

Aphrodisias antik kenti ile Didyma Apollon tapınağını ziyaret etmeden,
Kuşadası Altın Güvercin yarışmasını seyretmeden,
Ege yöresine özgün zeytinyağlı yemeklerinden, nefis incirlerinden, şaheser üzümlerinden ve bunlardan yapılan şaraplardan, narenciye ürünlerinden tatmadan,
Turunç reçeli almadan,
Başta çipura, kefal, mercan ve barbunya olmak üzere enfes balık türlerini denemeden,
Halı, kilim, deri giysiler, mücevherat vb. hatıra eşyaları satan zarif butiklere uğramadan,
Dönmeyin...
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Çarş. 03 Haz. 2009, 22:01 tarafından Cansiperane








Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Çarş. 03 Haz. 2009, 22:07 tarafından Cansiperane
AMASYA

Amasya ili nesi ile meşhurBuradan öğrenebilirsiniz...


AMASYA
GENEL BİLGİLER


Orta Karadeniz'de, Yeşilırmak vadisi Harşena Dağı eteklerine kurulan Amasya, 7 bin yılın üzerindeki eski tarihi boyunca krallık başkentliği yapmış, bilim adamları, sanatkarlar, şairler yetiştirmiş, şehzadelerin eğitim gördüğü bir belde olmuştur.
Kurtuluş savaşının başlangıç temelleri de Amasya'da atılmıştır. Amasya, tarihi ve kültürel zenginlikleri yanı sıra, özellikle Yeşilırmak kıyısına yapılmış Yalıboyu evleri ile dikkat çekmektedir.
Dünyanın en güzel Misket elması, kirazı, şeftalisi ve bamyasının üretildiği, tarih ve doğanın birlikte bulunduğu ilginç bir antik kent görmek istiyorsanız sıcak kanlı ve misafirperver Amasya sizi bekliyor.

Konaklar

Hazeranlar Konağı : Yalı boyu evleri dizisindeki en güzel konak olan Hazeranlar Konağı Osmanlı döneminin en zarif sivil mimari örneklerinden birisidir. Konak Defterdar Hasan Talat Efendi tarafından kız kardeşi Hazeran Hanım adına 1872 yılında yaptırılmıştır. Diğer kapı Hatuniye Cami avlusu ile bağlantılıdır. Çift kanatlı selamlık kapısından alçak tavanlı bir mekana girilir. Dört köşede birer oda ve odaların arasında orta sofanın uzantıları eyvanlar yer alır. Batı eyvanlarını giriş kata bağlayan sade korkuluklu ahşap merdivenler işgal eder. Katlarda oturma ve yatak odaları, avlu, kahve odası, ocaklı oda, ebeveyn ve selamlık odaları ile hela sofa etrafında yer almaktadır.
Kaleler, Kaya Mezarları

Amasya Kalesi: Şehrin ve Yeşilırmağın kuzeyinde bulunan Harşane Dağı adlı dik kayalıklar üzerindedir. Kalenin Belkıs, Saray, Maydonos ve Meydan adlarına dört kapısı, kale içinde Cilanbolu adlı su kuyusu, sarnıç, zindan bulunmaktadır.
Kaleden 70 m. aşağıda Yeşilırmağa ve kral mezarlarına kadar uzanan M.Ö. III. yüzyıla ait merdivenli yer altı yolu, burç ve cami kalıntıları vardır.

Kral Kaya Mezarları: Amasya Kalesi eteklerinde düz bir duvar misali dikine uzanan kalker kayalara oyularak yapılmış olan 5 adet mezar, yapıları ve mevkileri itibariyle ilk bakışta dikkati çekmektedir.
Çevreleri oyularak ana blok kayadan tamamen ayrılmışlar ve kaya bloklarına merdivenlerle bağlanmışlardır.
Vadi içerisinde irili ufaklı toplam 18 adet kaya mezarı bulunmaktadır. Amasya'da doğan ünlü coğrafyacı Strabon'un (M.Ö. 63-M.S. 5) verdiği bilgiye göre kaya mezarları Pontus krallarına aittir.


Aynalı Mağara (Kaya Mezarı): Çevre yolunun Samsun güzergahından sağa ayrılan Ziyaret beldesi yolu üzerinde, şehir merkezine yaklaşık üç kilometre uzaklıktadır. Kral Kaya Mezarlarının en iyi işlenmiş ve tamamlanmış olanıdır.
Tonoz kısmında 6'sı sağda, 6'sı solda olmak üzere 12 havari tasviri ile kuzey ve güney duvarlarında bir takım kadınlı erkekli figürler, doğu cephesinde ise İsa, Meryem ve Yoannes'ten oluşan bir kompozisyon bulunmaktadır.

Ferhat Su Kanalı: Kentin su ihtiyacını karşılamak için Helenistik dönemde yapılmış olan su kanalı yaklaşık 75 cm. genişliğinde 18 km. uzunluğundadır. Terazi sistemine göre kanallar oyularak, tünel açılarak bazı yerlerinde duvarlar örülerek inşa edilmiştir.

Medreseler

Bimarhane (Darüşşifa): İlhanlı döneminden günümüze ulaşan tek eserdir. İlhanlı Hükümdarı Sultan Mehmet Olcaytu ve hanımı Ilduz Hatun adına 1308 yılında yaptırılmıştır. Yapının özellikle ön cephesi sanat bakımından değerlidir. Sadece Amasya Bimarhanesine mahsus bir özellik olan kapı kilit taşında diz çökmüş vaziyette insan kabartması mevcuttur. Sultan II. Bayezid Külliyesi:Sultan II. Bayezid adına 1485-86 yılında yaptırılan külliye; cami, medrese, imaret türbe ve şadırvandan oluşmaktadır. Her iki minare hizasında bulunan yaşlı çınar ağaçlarının külliye ile yaşıt olduğu tahmin edilmektedir.


Haliliye Medresesi:
Gümüşhacıköy İlçesi Gümüş Beldesi merkezinde bulunan eser, Çelebi Sultan Mehmed'in Beylerbeyi Halil Paşa tarafından 1413 de yaptırılmıştır. Kare planlı kapalı avlulu bir medresedir.

Kapı Ağa Medresesi:Sultan II. Bayezid'in Kapı Ağası Hüseyin Ağa tarafından 1488 yılında yaptırılmıştır. Ön Asya ve Selçuklu mezar anıtlarında görülen sekizgen plan şeması fonksiyon itibariyle ilk defa bu medresede tatbik edilmiştir.

Diğer Medreseler;

- Gökmedrese 1267)
- Çelebi Mehmed Medresesi (1415) Merzifon
- Büyük Ağa Medresesi (1488)
- Küçük Ağa Medresesi (1463- 1464)
- Hakala Yolpınar Köyü Kasım Bey Medresesi (1463- 1464)

Camiler
Burmalı Minare Cami, Gökmedrese Cami görülmeye değerdir.Amasya'nın diğer önemli camileri Gümüşlü Cami, Bayezid Paşa Cami, Yörgüç Paşa Cami, Sofular Abdullah Paşa Cami,Şirvanlı (Azeriler) Cami, Abide Hatun Cami ve Halifet Gazi Kümbetidir. Amasya Camileri

Gök Medrese Cami (Merkez)



Selçuklu valilerinden Torumtay'ın (1267) Amasya'da yaptırdığı
kabul edilen Gökmedrese Cami, belirli şekilde derinliğine uzanan, kubbe ve tonozlarla örtülü, üç nefli bir yapıdır. Kesme taş mimarisi, olgun nispetleri ve sade süslemeleriyle ağırbaşlı ciddi bir üsluptadır. Caminin çok uzun olan giriş bölümü medrese olarak kullanılmıştır.

Burmalı Minare Cami (Merkez)

Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Vezir Ferruh ve kardeşi Haznedar Yusuf tarafından 1237-1247 yıllarında yaptırılmıştır. Girişin sol tarafındaki cepheye bitişik sekizgen biçimli klasik Selçuklu kümbeti ve sonradan eklenmiş burmalı minaresi caminin belirgin özelliklerindendir. Sultan II. Bayezıt Külliyesi (Merkez)
Sultan II. Bayezıt adına 1485-86 yılında yaptırılan külliye; cami, medrese, imaret türbe ve şadırvandan oluşmaktadır.
XV. yüzyılın son çeyreğinde yapılan, yan mekanlı (L planlı) cami mimarisinin gelişmiş son örneğidir. Caminin iki minaresi vardır. Batıda medrese, doğuda imaret ve konukevi vardır. Her iki minare hizasında bulunan yaşlı çınar ağaçlarının külliye ile yaşıt olduğu tahmin edilmektedir.




Diğer Camiler;
- Fethiye Camii (Bizans- Danişmend 11. Yy.)
- Gümüşlü Camii (1326)
- Saraçhane Camii (1372)
- Çilehane Camii (1413)
- Medreseönü Camii (1427) Merzifon (II. Murad Camii)
- Yörgüç Camii (1428)
- Yörgüç Rüstem Paşa Camii (1429) Gümüş
- Hızırpaşa Camii (1466)
- Kilari Süleyman Ağa Camii (1489)
- II. Bayezid Külliyesi (1486)
- Mehmet Paşa Camii (1486)
- Şamlar Ayas Ağa Camii (1495)
- Sofular Abdullah Paşa Camii (1502)
- Hatuniye Camii (1510)
- Pir Mehmet Çelebi Camii (15. Yy.)
- Temenna Mescidi (1567)
- Sofular Camii (15- 16. Yy.) Merzifon
- Bozacı Camii (16- 17. Yy.) Merzifon
- Merzifonlu Kara Mustafa Paşa C. (1666)
- Darphane Camii (18. Yy.) Gümüş
- Maden Camii (1800) Gümüş
- Azeriler Camii (1876- 1895)

Ahşap Camiler
- Abide Hatun Camii (1680)
- Eyüp Çelebi Camii (1725) Merzifon
- Hacı Hasan Camii (1714) Merzifon
- Çay Camii(1774)
- Eski Kışlacık Köyü Camii (1865)
- Aşağı Baraklı Camii (1870)
- Kaleköy Camii (1870)
- Yukarı Baraklı Camii (1875)
- Ziyaret Camii (19. Yy.)
- Şıhlar Köyü Camii (1924)
- Eliktekke Köyü Camii (1928)
- Müftü Camii (20. Yy.) Gümüşhacıköy
- Kızılca İstasyon Camii (1956)
Han, Hamam ve Çarşılar
Ezine Han : Amasya - Tokat Karayolunun 35. km.sinde bulunan Ezinepazar beldesi içerisinde yolun sol yanındadır. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad'ın hanımı Mahperi Hatun tarafından yaptırılmıştır.
Taşhan: Merzifon ilçesinde, 17. yüzyıl mimarı üslubunda dikdörtgen planla yapılmıştır.
Bedesten : Merzifon ilçesinde, dikdörtgen planlı, kubbeli dış cephelerde dükkanlarla çevrilidir.
Eski Hamam: Merzifon ilçesindedir. Kitabesine göre 1678 yılında yaptırılmıştır.

Diğer Hamamlar;
- Karsavul Hamamı (Roma)
- Yıldız Hamamı (13. Yy.)
- Arkut Bey Hamamı (13. Yy.)
- Çifte Hamam- Merzifon (1388)
- Hızırpaşa Hamamı (15. Yy.)
- Mustafa Bey Hamamı (1436)
- Kumacık Hamamı (15. Yy.)
- Çukur Hamamı (15. Yy.)
- Sinan Paşa Hamamı- Uluköy (15. Yy.)
- Kızlar Sarayı Hamamı (15. Yy.)
- Gediksaray Hamamı (15. Yy.)
- Ziyaret Hamamı (15. Yy.)
- Çayüstü Köyü Hamamı- Suluova (15. Yy.)
- Maarif Hamamı- Merzifon (16. Yy.)
- Maarif Hamamı- G. Hacıköy (16. Yy.)
- Paşa Hamamı- Merzifon (1677)
- Tuz Pazarı Hamamı- Merzifon (1677)
- Ekin Pazarı Hamamı- G. Hacıköy (1658)
- Eski Hamam- Gümüş (19. Yy.)
Kaplıcalar
Terziköy Kaplıcası ilin önemli kaplıcasıdır. Gözlek Kaplıcası, Hamamözü (Arkut Bey) Kaplıcası ve Ilısu Kaplıcası diğer kaplıcalarıdır.
Terziköy Kaplıcası
Yeri : Amasya'nın güneyinde belediye ve mücavir saha dışındadır.

Ulaşım : Amasya il merkezine 30 km. uzaklıktadır

Suyun Isısı : 37oC

PH Değeri : 6,6

Özellikleri : Bikarbonatlı, Kalsiyumlu, kısmen Karbondioksitli bir bileşime sahiptir.

Yararlanma Şekilleri : İçme ve banyo kürleri

Tedavi Ettiği Hastalıklar : Romatizma, mide ve bağırsak, böbrek ve idrar yolları, beslenme bozukluğu gibi hastalıklarda olumlu etki yapar.

Konaklama :90 yataklı bir motel tesisi mevcuttur

NE YENİR?
Amasya tarihi, köklü bir kültür düzeyi yanında ekolojik yapısı itibariyle zengin bir bitki örtüsüne, dolayısıyla da zengin mutfak kültürüne sahiptir. Yöreye özgün yemekler arasında, çatal çorba, cırıkda-cızlak (akıtma), helle çorbası, ekmekaşı (papara), kesme ibik çorbası, toyga çorbası, cilbir, bakla dolması, hengel (kıymasız mantı), pancar (pastırmalı), kabak kabuklu pilav, sirkeli ciğer, yuka tatlısı (yufka patlıcanlı pilav tatlısı), gömlek kadayıfı, halbur tatlısı, zerdali gallesi, vişneli ekmek (Amasya çöreği), sini su böreği (Amasya usulü) ve Yakasal böreği sayılabilir.

NE ALINIR?
Amasya'dan El askısı yazma, yemeni, ev yapımı kuşburnu ezmesi, pirinç ve elma alınması önerilir.

YAPMADAN DÖNME
Amasya Müzesinin Mumyalar bölümünü ve Hitit Tanrı Heykelini (Teşup) görmeden,
Yeşilırmak Yalıboyu'nda Amasya Evlerini gezmeden,
Kral Kaya Mezarlarını ziyaret etmeden,
II. Bayezid Külliyesi, Bimarhaneyi gezmeden,
Borabay gölünü görmeden,
Amasya Misket elması yemeden,
...Dönmeyin










Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Çarş. 03 Haz. 2009, 22:19 tarafından Cansiperane
BARTIN

Bartın ili nesiyle meşhur buradan bakabilirsiniz...

KÜLTÜR TURİZMİ: Tarihi Paphlagonia bölgesinde en eski yerleşim merkezlerinden olan ve ülke ölçeğinde köklü bir turizm geleneği bulunan Amasra‘da, henüz açığa çıkarılamayan zengin antik değerler ile Osmanlı Evleri, el sanatları ve diğer folklorik özellikler kültür turizminde değerlendirilebilecek kaynaklardır. El sanatlarından 400 yıllık bir geleneği yansıtan ahşap yat ve tekne yapımcılığı, Amasra’da ağaç işleri (oymacılık- süsleme) ve Merkezde tel kırma ile yöre mutfağı…. Amasra, Tekkeönü ve Güzelcehisar Kaleleri, Halitbey, İbrahimpaşa, Şadırvan, Hacımehmet, Yahyaağa, Orduyeri, Kemerköprü, Fatih Camileri ile İçkale Mescidi, Kemer, Orduyeri, Kemerdere Köprüleri, Kuşkayası Yol Anıtı, Aya Nikolas Kilisesi, Kiliseler ile Roma Meclis Sarayı kalıntıları, Kromna kenti kalıntıları olan Mahzen ve Galeri ile Yedikuyular, Ebu Derda Türbesi, Amasra Çekiciler Sokağı ve Yerel Sivil Mimarinin örnekleriden de Bartın Evleri gibi tarihi yapılar kültür turizmine kaynak teşkil etmektedir.

DENİZ TURİZMİ: İnkumu, Amasra, Güzelcehisar, Mugada, Kızılkum, Çakraz, Akkonak, Göçkün, Kurucaşile Tekkeönü, Hatipler, Çambu, Karaman,Kapısuyu pilajlarında yüzme olanaklarınının yanı sıra deniz turları ile kıyı peyzajının seyri olanakları bulunmaktadır.

IRMAK TURİZMİ: İlimizde Bartın ırmağı; gerek debisi ve akış hızı ve gerekse çevresindeki doğal peyzaj ile önemli bir kaynaktır. Altın Irmak-Gümüş Deniz Turları’nın başlangıç noktası olup, kano, su bisikleti ve sandal gezileri ile kürek yarışları gibi aktivitelere olanak sağlamaktadır.

YAYLA TURİZMİ: Bartın‘da; Uluyayla, Ardıç ve Gezen yaylaları olağanüstü güzellikler sergilemektedir

DAĞ VE DOĞA TURİZMİ: İl sınırları içerisinde Kastamonu-Bartın Küre Dağları Milli Parkının % 40’lık kısmı Bartın sınırları içinde bulunmaktadır. Uluslararası öneme sahip kanyonlar, boğazlar, mağaralar, şelaleler, düdenler gibi ilginç karstik oluşumları; 1200 yıllık doğal flora ve endemik bitki varlığı; 129 kuş ve 40 memeli türünün yaşadığı fauna zenginliği, bilimsel araştırma ve çevresel izleme olanakları ile doğa, mağara, botanik, fotosafari, ornitoloji ve kültür turizmi açısından oldukça cazip zengin çeşitlilik sunmaktadır

MAĞARA TURİZMİ: Gürcüoluk, Sipahiler ve Uluyayla Mağaraları

AV VE YABAN HAYATI TURİZMİ: Bartın İli’nde gerek karasal alanlar gerekse su yüzeyli alanlar üzerinde, yaban hayatı bakımından zenginlik mevcuttur.

YAT TURİZMİ: Amasra limanı ve Bartın ırmağı; yat turizmine uygundur





Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Ptsi 08 Haz. 2009, 10:03 tarafından Cansiperane
BİTLİS

Bitlis ili nesiyle meşhur buradan bakabilirsiniz...

İLÇELER:

Adilcevaz, Ahlat, Güroymak, Hizan, Mutki ve Tatvan' dır.

Ahlat: İl merkezine 60 km. mesafede, Van Gölü kıyılarında kurulu bulunan Ahlat ilçesinin tarihi çok eskiye dayanmaktadır. Ahlat'ta çoğu 13. yüzyıldan kalma 14 kümbet, 2 kale, Selçuklu döneminden kalma 5 tarihi; mezarlık, Osmanlı döneminden kalma 1 tarihi mezarlık, Yuvadamı köyünün kuzeyinde M.Ö. 2000 ile M.Ö.1200 yılları arasında kalan döneme ait 4 ayrı mezarlık, Osmanlı döneminden kalma 2 cami, 1 hamam bulunmaktadır. İlçedeki Emirlik Bayındır Kümbeti mutlaka gezilmeli ve görülmelidir. İlçenin en önde gelen tarihi varlığı yaklaşık 200 dönümlük bir alanda kurulu bulunan tarihi "Selçuklu Mezarlığı"dır. Mezarlıkta her biri anıtsal yapı özelliğine sahip Şahideli-Şahidesiz sanduka mezarların dışında, Orta Asya Türk Mezar tipleri olan oda tarzı yeraltı mezarları da görülür. Diğer önemli tarihi eserler içerisinde yer alan Kümbetler, İslami etki ile birlikte gelişmiş olan, yer altı mezar odası üzerine küçük bir mescit eklenen dönemin bey ve yöneticilerine ait anıtsal mezarlardır.


Ahlat aynı zamanda Van Gölü çevresinin en güzel sahillerine sahiptir. Kıyı turizmi ve su sporları açısından gelişmeye müsait ilçe sahillerinde 4 ay yüzme imkanı vardı. Ayrıca ilçenin kuzeyinde kalan Sütay yaylası, yayla turizminin canlanması açısından elverişlidir. El sanatları, ürünlerinden olan "Ahlat bastonu", tüm ülkemize ün salmıştır.
Yaşayan Kültür: Ahlat



Tatvan: İl Merkezine 27 km. uzaklıktadır.İlçe'de kara ve demiryolları ile ulaşım söz konusu olduğu gibi Van Gölü üzerinden feribotla ulaşmak da mümkündür. İlçenin Van Gölü kıyısında kurulu olduğu yer aynı zamanda doğal bir liman olma özelliğine de sahiptir.


YAPMADAN DÖNME

a)Doğa harikası Nemrut Dağı ve Nemrut Krater Gölü ; İlimize gelen kişilerin mutlaka görmesi gereken yerlerin başında yer almaktadır.

b)Ahlat Kümbetleri ve Selçuklu Mezarlığı ; İlçede bulunan 14 Kümbet ve 200 dönümlük alanda yer alan Tarihi Selçuklu Mezarlığı İlimize gelenler tarafından mutlaka gezilip görülmesi gereken yerlerdir.

c)Tarih ve Kültürün iç içe yaşandığı İl merkezinde bulunan Bitlis Kalesi,İhlasiye Medresesi,Şerefiye Camisi ve Kümbetler mimari özellikleri bakımından mutlaka görülmesi gereken yerlerdir.

d) Büyük bir kısmı İlimiz sınırları içinde bulunan ve dört bir yanı doğal plaj niteliğindeki Vangölünün, çeşitli cilt hastalıklarına şifa sodalı sularında yaz mevsiminde deniz-kum ve güneşin keyfini çıkarma ayrıcalığını yaşamak gerekir.

e) Kış aylarında Bitlis’e gelip de bütün canlılığıyla yaşanan kayak sporunun keyfini çıkarmamak olur mu?

f) Şerifbey tepesinden Bitlis’in, tarih ve doğanın kucak kucağa uyumunu seyretmenin zevkine doyum olmaz.

g) Bitlis kültürünün önemli dinamiklerinden birini oluşturan düğünlerine denk gelindiğinde katılıp, geleneksel farklılıkları yaşamak gerekir.

e)Yemek : İlimizi ziyaret edeceklerin mutlaka yemeden gitmemesi gereken yemeğimiz ülkemizde haklı bir üne sahip olan “Bitlis Büryan Kebabı”dır. Oğlak etinden yapılan bu yemeğimiz dört mevsim yenilebilir. Uykusundan fedakarlık yapabilenler sabah saat 05:00’te “Avşor” adı verilen yemeğimizi de tadabilirler.

Nemrut Dağı ve Nemrut Krater Gölü'nü görmeden,
Ahlat Kümbetleri ve Selçuklu Mezarlığı'nı görmeden,
İl merkezinde bulunan Bitlis Kalesi, İhlasiye Medresesi, Şerefiye Camisi ve Kümbetleri ziyaret etmeden,
Bitlis büryan kebabı ve avşor yemeden,
Kök boyalı dokuma kilimleri, Ahlat bastonu, Hizan fındığı, Adilcevaz cevizi, Mutki kara kovan balı ve küp peyniri almadan...
Dönmeyin











En son Cansiperane tarafından Ptsi 08 Haz. 2009, 10:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Ptsi 08 Haz. 2009, 10:12 tarafından Cansiperane
BOLU

Bolu ili nesiyle meşhur buradan bakabilirsiniz...

Genel Bilgiler

Coğrafya :

Bolu ili Yurdumuzun Batı Karadeniz Bölgesinde, 30º 32’ ve 32º 36’ doğu boylamları, 40º 06’ ve 41º 01’ kuzey enlemleri arasında yer almaktadır. 8458 km² alanı olan İlimizin batısında; Sakarya ve Düzce, güneybatısında; Bilecik ve Eskişehir, güneyinde; Ankara, doğusunda; Çankırı ve Karabük, kuzeyinde; Zonguldak illeri vardır.
İlin merkez ilçe haricinde 8 İlçesi, 4 beldesi ve 511 köyü vardır. ;

Coğrafi Konumu

Bolu’nun doğusunda Çankırı, kuzeydoğusunda Karabük, kuzeyinde Zonguldak ve Karadeniz, batısında Düzce, güneyinde Ankara bulunmaktadır

Topoğrafya :

Dağlar: İl topraklarının % 56’ sını kaplamaktadır. lin güneybatı - kuzeydoğu istikametinde Bolu Dağları; en yüksek yeri 1980 m. ile Çele Doruğu, ve Abant Dağları (1748 m.), Gerede'nin kuzeyinde Arkot (1877 m.) ve Göl Dağları (1112 m.)dır. En güneyde ilk iki sıradan daha yüksek olan ve genel olarak Köroğlu Dağları (en yüksek yeri 2499 m.) adı verilen volkanik dağlar uzanır. Bolu'nun güneyindeki uzantısı Seben Dağları 1854 m. Mudurnu civarında Ardıç Dağları 1443 m. Güneydeki Çal Tepesi ise 1640 m. yüksekliğindedir.

Ovalar: İl Yüzölçümünün % 8’ini kaplayan ovalar genel olarak batı – doğu istikametinde uzanırlar. 725 m. yükseltideki Bolu Ovası ve 1300 m. yükseltideki Gerede Ovaları en genişleridir. Diğer ovalar ise Yeniçağa Ovası, Mudurnu Ovası ve Göynük ilçesinin güneyinde Himmetoğlu Ovasıdır.

Akarsular: Bolu’da en önemli akarsular Büyüksu, Mengen Çayı, Aladağ Çayı, Mudurnu Çayı , Göynük Suyu, Çatak Suyu ve Gerede Çayıdır.

Göller : Yörede morfolojik yapının karmaşıklığı, akarsu sayısının çokluğu, yükselti farklılıkları ve eğimin fazlalığı gibi faktörler çok sayıda gölün oluşmasına neden olmuştur. Havzaların ve çanakların yüzölçümlerinin küçüklüğü göllerin de küçük alanlı olması sonucunu doğurmuştur. Abant Gölü, Yeniçağa, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Karagöl, Sülüklügöl, Karamurat en önemli göllerdir.

İklim : Bolu genellikle Batı Karadeniz ve Karadeniz iklim tiplerinin içinde yer almaktadır. Bunun yanında güneybatı bölümlerinde Marmara ve İç Anadolu iklim tipleri de görülmektedir. Son 52 yıllık verilere göre ortalama günlük güneşlenme süresi 5 saat 49 dakika, yıllık yağış 536 mm. yıllık ortalama yağışlı gün sayısı ise 137 gündür.

Bitki Örtüsü :Bolu'da hakim bitki örtüsü ormanlardır. İl topraklarının %55'i ormanlarla kaplıdır. Karadere, Seben ve Aladağ Ormanları yurdumuzun en zengin ormanlarıdır. Hakim ağaç türleri kayın, gürgen, ıhlamur, dişbudak, meşe, kızılağaç, karaağaç, kavak, köknar ve sarıçamdır.

Ulaşım

Ankara–İstanbul karayolu üzerinde bulunan Bolu’ya sadece kara yolu ile ulaşım sağlanabilmektedir.

Tarihçe :M.Ö. 1200’lü yıllarda bütün Hitit toprakları gibi Bolu da Friglerin elindeydi. M.Ö. 6. asırda Persler bölgeye hakim oldular. M.Ö. 336’da Büyük İskender Persleri yenerek Anadolu’nun bir çok yeri gibi Bolu’yu da ele geçirdi. Büyük İskender’in ölümü üzerine Makedonya yıkılınca Bolu bölgesinde Bitinya Krallığı kuruldu. Yazılı belgeler, o dönemlerden kalan arkeolojik eserler ve tarih kaynaklarına göre, Trak göçleri sonunda Sakarya ve Filyos Nehrinin yayı içine yerleşen halk "Bithyn" ismi ile anılıyordu. Bu yüzden Bolu'nun da içinde bulunduğu Kuzeybatı Anadolu'ya "Bithynia" denilmiştir. Bithynler tarafından Salonia Campus denilen Bolu Ovası ve çevresinin adı Romalılar tarafından “Claudio Polis” olarak değiştirilmiştir. Bolu isminin de “Polis”ten geldiği sanılmaktadır. Üç tepe üzerinde kurulmuş olan şehir içte ve dışta surlara sahipti. Şehrin kuzeyinde Halı Hisarı bölgesinde bu surların kalıntıları görülebilmektedir. 1071 Malazgirt zaferinden sonra batıya yayılan Türkmenler 3 yıl sonra Bolu’ya yerleştiler. Selçuklu Devleti’nin komutanları Artuk, Tutuk, Danişmend, Karateki ve Saltuk Beyler Süleyman Şah’ın emrinde İstanbul sınırına dayandılar. Bu akınlar sırasında Bolu, Horasanlı Aslahaddin tarafından fethedilmiştir.

Bolu Yöresine Osmanlı akını ilk kez Osman Gazi tarafından başlatılmıştır. Bolu yöresinin tümüyle fethedilmesi ise Orhan Gazi döneminin ilk yıllarına (1324 - 1326) rastlar. Bir başka rivayete göre Osmanlılar zamanında bölgede, bol olarak Uluğ - Alim olması nedeniyle önceleri “Bol Uluğ”, zamanla yöre “BOLU” olarak isimlendirilmiştir. Yıldırım Beyazid'in ölümü ile başlayan şehzadeler savaşına Bolu, birçok kez sahne oldu. Bolu, Ankara Savaşı sonrası Timur’un talan ettiği bölgelerin dışında kaldığı gibi, bu tehlike bitinceye kadar, Osmanlı Devleti’nin 2. kurucusu sayılan Çelebi Mehmet’i de Kızık Yaylasında barındıran belde olmuştur. Çelebi Mehmet’in Osmanlı Devleti’nin birliğini sağlamasından sonra ise Bolu, düzenli bir yönetime kavuştu.

1324 – 1692 yılları arasında Bolu, 36 kazası olan bir sancak beyliği idi. XVI. Yüzyılda Bolu, ikinci derece Şehzade sancaklarından biri oldu. 2. Bayezit döneminde Şehzade Süleyman (Kanuni) buraya atandı. 1683-1792 yılları arasında Bolu, Voyvodalıkla yönetildi. II. Mahmut zamanında ise Mutasarrıflığa dönüştürüldü. (1811) Tanzimat sonrası Bolu; Kastamonu eyaletine bağlandı (1864). 1909 yılında ise tekrar Mutasarrıflığa dönüştürüldü.

Mondros Mütarekesi’nin yürürlüğe girmesi ve İzmir’in işgal edilmesinin ardından Bolu yöresinde ilk Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Gerede’de örgütlendi. Bolu 1. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında düşman işgaline uğramadı fakat maddi zarar gördü. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yapılan milli mücadele dönemlerinin sonunda Bolu, 10 Ekim 1923'de Mutasarrıflık devrini tamamladı ve vilayet haline getirildi.

Yapmadan Dönme

Abant Gölü, Gölcük, Yedigöller, Sünnet Gölü, Sülük Gölü, Aladağ Göleti, Esentepe, Akkayalar ve Bolu Yaylalarını GEZMEDEN ;

Göynük ve Mudurnu İlçelerindeki Türk Evlerini ile Seben Kaya Evleri’ni GÖRMEDEN

Kartalkaya’da kayak, Abant’ta yamaç paraşütü, Aladağ-Beşpınarlar’da doğa sporları, Yedigöller’de kamp YAPMADAN;

Bolu Yemeklerini TATMADAN ; Bolu’dan fındık şekeri, Bolu çikolatası, çam balı, kaymak, Bolu tereyağı, çam kolonyası, Bolu patatesi ve saray helvasını ALMADAN DÖNMEYİN.












En son Cansiperane tarafından Ptsi 08 Haz. 2009, 10:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Ptsi 08 Haz. 2009, 10:18 tarafından Cansiperane
BALIKESİR

Balıkesir ili nesiyle meşhur buradan bakabilirsiniz...

Genel Bilgiler

Balıkesir, Marmara ve Ege Denizine kıyı veren Türkiye'nin en çok adasını bünyesinde barındıran tarihi, kültürel ve doğal güzellikleriyle gerçek bir turizm cennetidir.

Temiz deniz suyunun kumlu plajlara kavuştuğu, parlak yeşil renkli zeytinliklerle sarılmış koyları, irili ufaklı adaları, dünyada oksijenin en çok bulunduğu Homeros'un destanındaki İda Dağı, insanlara binlerce yıldır şifa dağıtan termal kaynakları ile Balıkesir, ülkede turizmin ilk başladığı yerlerdendir.

Yapmadan Dönme
BALIKESİR

YAPMADAN DÖNME

Şeytan Sofrasında günbatımı izlemeden,

Cunda Adasında balık yemeden, Avşa şaraplarının tadına bakmadan

İlçe plajlarında denize girmeden,

Kaplıcalarından yararlanmadan,

Höşmerim tatlısı yemeden, Susurluk ayranı içmeden,

Kolonya ve almadan,Sındırgı'dan Yağcı Bedir halısı almadan,

...Dönmeyin











En son Cansiperane tarafından Ptsi 08 Haz. 2009, 10:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bir Ptsi 08 Haz. 2009, 10:21 tarafından Cansiperane
BATMAN

Batman ili nesiyle meşhur buradan bakabilirsiniz...

Genel Bilgiler

Yüzölçümü: 4694 km2
Nüfusu: 475.000 (2000 yılı nüfus sayımına göre)
İl Trafik No: 72

İlçeler: Kozluk, Sason, Beşiri, Gercüş, Hasankeyf

Önemli Semtleri: T.P.A.O Bölge Müdürlüğü Sitesi, Tüpraş Rafineri Müdürlüğü Sitesi, Çamlıtepe Semti, Esentepe Semti, Kültür Mahallesi, Gap Mahallesi, Fatih Mahallesi, Şafak Mahallesi ve Bahçelievler Mahallesi.

Çevresi: İl Merkez İlçenin kurulu olduğu alan, Dicle Nehri ve bu nehrin yan kolları olan Batman ve Garzan Çayları arasında kalan Batman Ovası üzerindedir. Bu ovanın etrafı Raman, Garzan ve Aydınlık dağları ile çevrilidir.


Batman ili, 41’ 10” – 41’ 40” doğu boylamları ile 38’ 40” – 37’ 50” kuzey enlemleri arasında yer alan, Dicle Nehri ve onun yan kolları olan Batman ve Garzan çayları arasındaki havzada kurulmuş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini Orta doğuya bağlayan karayolunun kenarında iskâna açılmıştır. Orta Çağda bu bölgede dolaşan Evliya Çelebi, Şerefhan Bidlisi ve Moltke gibi Müslüman ve Ecnebi Gezginlerin tümü, yazdıkları gezi notlarında ve yayınladıkları eserlerinde, Batman isminden sıkça bahsetmektedirler. Batman Nehri kenarındaki Batman Köyü, Batman Eyaleti veya Batman Beyliği gibi meskûn yerleşim birimlerinden bahisle, Maiferkeyn (Silvan) ve Hezo (Kozluk) Beyleri ile olan çatışmalarından, talan ve ganimetlerinden söz etmektedirler. Bilimsel bir kanıt olan bu örneklerde görüldüğü gibi, Batman ismi Orta Çağdan beri kullanıla gelmiş ve Batman Çayı ile bütünleşen bir isim olarak karşımıza çıkmıştır.

1935 yılına kadar, şimdiki yerinde bulunan İluh köyünü güneyden çevreleyen Raman Dağlarında 1940 lı yılların başında petrol bulununca, İluh Köyü büyük bir gelişme göstermiş ve yakınından geçen “Batman” Çayı ile bütünleşen asıl adını 1950 yılında tekrar alarak İluh isminin kullanımı da terk edilmiştir. Bugün modern bir kent olan ve Orta Çağdaki Coğrafi konumunu koruyan Batman kent merkezine 1944 yılında Haydarpaşa–Kurtalan demiryolu ulaşmış, 1947 yılında bucak, 1957 yılında ilçe, 16 Mayıs 1990 yılında 3647 sayılı kararname ile il olmuş ve aynı kararnameyle Mardin’e bağlı Hasankeyf, Gercüş ile Siirt’e bağlı Beşiri, Kozluk ve Sason ilçeleri bağlanmıştır. Kuzeyde Muş, batıda Diyarbakır, doğuda Bitlis ve Siirt, güneyde Mardin illeri ile komşudur. Rakımı 560 m. dir. Batman’ı çevreleyen Sason (Aydınlık) dağları, Meleto Dağı, Avcı Dağı, Meydanok Dağı ve Raman Dağı çok zengin maden ve petrol yataklarına sahiptir. Batman ve Beşiri ovalarında ise her çeşit tarımsal ürün ve endüstriyel bitki yetişmektedir. Bu nedenle;

Tarihi kaynaklara bakıldığı zaman, insanların ilk defa yerleşik hayata geçiş yaptığı ve akabinde medeniyetler kurduğu yerlerin başında Mezopotamya havzasını teşkil eden Dicle ve Fırat Nehirleri arasıda kalan bol alüvyonlu ovalar ve bereketli topraklar geldiği görülecektir. Kuzey Mezopotamya yı sulayarak geçen Dicle Nehri ve onun yan kolları olan iki büyük nehir durumundaki Batman ve Garzan çaylarının Batman il sınırları içinde akması ve her üç nehrin Batman’daki toplam 180 Km. uzunlukta olması, tarihi süreç içinde Batman’a büyük avantajlar sağlamıştır. Özellikle bu nehirler kıyısında detaylarına inilerek, bilimsel açıdan yapılacak yüzey araştırmalarında, çok sayıda tarihi eserin bulunma ihtimali kuvvetlidir. Çünkü yukarda isimleri zikredilen nehirlerin kıyısındaki yerleşimin tarihi, Neolitik (Yontma Taş Devri) döneme dayandığı, ABD uyruklu Prof.Dr. Michael Meir Rosenberg’in 1991-1994 yılları arasında Kozluk İlçesine bağlı Kaletepe Köyü sınırları içinde kalan Batman Çayı kıyısındaki Hallan Çemi Höyüğünde yaptığı kazılardan ve elde ettiği buluntuların incelenmesinden sonra yayınladığı kazı raporlarında anlatmaktadır. Çünkü bu bölgede görülen kültür ve tabiat varlığı niteliğindeki tarihi eserler, höyükler, tümülüsler, kaya mezarları ve mağara konutlar, insanların bu nehirler kıyısındaki on bin yıllık yerleşimlerinin bir kanıtı ve göstergesidir.

On bin yıllık bir kültür birikimine sahip Batman da kurulu bulunan petrol sanayii ve tesislerine paralel olarak artan yatırımlar, “Altına Hücum” gibi insanların buraya göç etmesine neden olmuştur. Batman’a yapılan bu göç, beraberinde farklı bir kültürü de getirmiştir. Bu sosyal ve kültürel doku ile folklorik yaşam tarzı, bir laboratuarda birbiriyle karıştırılmış gibi Batman’da kendini göstermektedir. Her alanda kendini gösteren bu zengin kültürel potansiyelin varlığı, Batman için bir şans olarak kabul edilmesi gerekir. Güneydoğu Anadolu bölgesinin tipik bir kenti olan Batman ve bağlı yerleşim alanlarında çok sayıda görülmesi gereken tarihi ve turistik alanlar vardır.









Geri: Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum
Mesaj Bugün 00:00 tarafından Sponsored content
 

Tatile çıkıyorum nereye gideceğimi bilmiyorum

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 

1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
forumdll.benimforum.biz :: Genel Paylaşım :: Sizden Gelenler-
Buraya geçin: