forumdll.benimforum.biz


 
AnasayfaPortalAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İSTİKLÂL MARŞI'NIN KABULÜ (12 Mart)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Hadiya
Moderatör
Moderatör


Erkek
Ikizler Kaplan
Mesaj Sayısı : 403
Kayıt tarihi : 19/12/08
Teşekkür : 5
. : [

010509
MesajİSTİKLÂL MARŞI'NIN KABULÜ (12 Mart)

Her milletin, bir bağımsızlık sembolü vardır. Bu sembollerden birincisi bayrağı, ikincisi ise milli marşıdır. Bizim de ay-yıldızlı bayrağımız ve “İstiklal Marşı”mız, milletimizin ebedî vazgeçilmezleri arasındadır.

Osmanlı Devleti döneminde bir milli marşımız yoktu fakat son yıllarda her padşah kendine göre bir marş besteletmişti.

Kurtuluş Savaşı sırasında, o zaman Genelkurmay Başkanı olan Albay İsmet (İnönü) Bey, sürekli saldıran düşmana karşı ulusal bilinci uyandırmak amacıyla bir marş yarışması düzenlenmesini tavsiye etmiş, düzenlenen yarışmaya 734 şiir katılmıştı.

Para ödülü olduğu için yarışmaya katılmak istemeyen Mehmet Akif’i ikna eden Hamdullah Suphi (Tanrıöver) kendisine para ödülü verilmeyeceğini belirterek Mehmet Akif’i yarışmaya katılmaya ikna etti. Şair, şiirini 48 saat gibi kısa bir sürede yazıp teslim etti. Daha önce seçilen 6 şirle birlikte bu şiir de jüriye sunulur. ******’ün başkanlığını yaptığı TBMM’nde 1 Mart 1921 günkü 2. oturumda Hamdullah Suphi, kürsüden şiiri okur ve herkes tarafından beğenilir. "İstiklal Marşı"nın güftesi, 25 Mart 1921 (12 Mart 1337) günü büyük çoğunlukla Büyük Millet Meclisi'nin toplantısında resmî marş olarak kabul edildi.
Şair de şiirini “Kahraman Ordumuza İthaf” etmiştir.

Resmî marşın ilk bestesi Ali Rıfat (Çağatay) tarafından derlendi ve 1924'ten 1930'a kadar kullanıldı. Osman Zeki'nin bestesinin geleneksel Türk marşları üslubuyla yapılmış olmasından, 1930'da, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın şefi, Osman Zeki Üngör batı marşları tarzındaki bestesiyle değiştirildi. Bu beste o günden bu güne kadar geçerlidir.

OKUMA PARÇASI

Mehmet Akif Ersoy’un hayatı

“İstiklal Marşı” şairimiz Mehmet Akif Ersoy, 1873 yılında İstanbul'da doğdu, 27 Aralık 1936 yılında aynı şehirde hayatını kaybetti.

Babası, Fatih Camii medrese hocalarından Arnavut İpek'li Tahir Efendi'dir. Ortaöğrenimini Fatih Merkez Rüşdiyesi'nde ve Mekteb-i Mülkiye İdadsi'nde gördü, bir yandan da Fatih Camisi'ndeki derslere giderek Arapça ve Farsça öğrendi. Ortaöğrenimini bitirdiği yıl, yeni açılan Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi'ne girdi, dört yıl süren öğrenimi sonunda baytarlık (veterinerlik) bölümünü birincilikle bitirdi (1893). Ziraat Bakanlığı'na memur olarak girdi, dört yıl kadar Rumeli, Anadolu, Arnavutluk ve Arabistan'da görev yaptı. Bir süre sonra, ek görev olarak, Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi'nde kitabet dersleri (1906) verdi. 1908'den sonra, arkadaşı Eşref Edip ile birlikte “Sırat-ı Müstakim” (1908) ve daha sonra “Sebil'ür-Reşad” (1912) dergilerini çıkardı; bu yıllarda, resmi görevi olan Umur-i Baytariye Müdür Muavinliği’nde çalışırken Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliğine atandı (1908).

Balkan Savaşı'ndan sonra Umur-i Baytariye şubesindeki görevinden (1913), ardından Darülfünun'daki (1914) görevinden ayrıldı. Meşrutiyet'in ilk döneminde, Ziya Gökalp'in öncülüğüyle başlayan "Türkçülük" akımına karşı, Mısırlı bilgin Muhammed Abduh'un (1849-1905) etkisiyle, "İslâm birliği" görüşünü benimsedi. “Sırat-ı Müstakim” ve “Sebil'ür-Reşad”da yayımladığı makaleler, şiirler, çeviriler ve Fatih, Şehzadebaşı, Süleymaniye, Beyazıt camilerinde verdiği vaazlarla (1912) ismini duyurdu.

Birinci Dünya Savaşı içinde İtilaf Devletleri'ne karşı Ortadoğu'da bir İslâm Birliği kurma siyaseti güden Almanya'nın çağrısı üzerine, Harbiye Nezareti'ne bağlı "Teşkilat-ı Mahsusa" tarafından Berlin'e gönderildi (1914), burada Almanlar'ın eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kamplarda incelemelerde bulundu. Dönüşünde yine birkaç ay kadar Arabistan'a yollandı, savaş yılları içinde "Bâb ül Meşihat"e bağlı olarak kurulan "Dâr ül-Hikmet il-İslâmiye" başkatipliğine atandı (1918). Kurtuluş Savaşı sırasında Kuvayı Milliye'den yana davranış ve yazılarından dolayı, Dâr ül-Hikmet il-İslâmiye'deki görevinden atıldı (1920). Anadolu'ya geçerek Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Burdur Milletvekili olarak görev yaptı (1920-1923). Konya ayaklanmasını önlemek, halka öğüt vermek için Konya'ya gönderildi. Oradan Kastamonu'ya geçti, Nasrullah Camisi'nde Sevr Antlaşması'nın iç yüzünü, Kurtuluş Savaşı'nın niteliğini anlatan coşkulu bir vaaz verdi, bu vaaz Diyarbakır'da basılarak (1921) bütün vilayetlere ve cephelere dağıtıldı. Hayatının bu döneminde "İstiklâl Marşı"nı yazdı (1921). Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra İstanbul'a döndü fakat bazı konularda Ankara hükümeti ile ters düştüğü için Türkiye'den ayrıldı. Mısır'a gitti, Hilvan'a yerleşti, Kahire'deki “Câmi-ül Mısriyye" adlı üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı müderrisliğine bulundu (1925-1936). Bu gönüllü sürgün döneminde siroz hastalığına tutuldu; tedavi için döndüğü İstanbul'da öldü.


İSTİKLAL MARŞI

-Kahraman Ordumuza-

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bu yazıyı burda paylaş : Excite BookmarksDiggRedditDel.icio.usGoogleLiveSlashdotNetscapeTechnoratiStumbleUponNewsvineFurlYahooSmarking

İSTİKLÂL MARŞI'NIN KABULÜ (12 Mart) :: Yorum

Geri: İSTİKLÂL MARŞI'NIN KABULÜ (12 Mart)
Mesaj Bir Ptsi 28 Eyl. 2009, 20:57 tarafından Aktifleştirici
Paylaşım için Teşekkürler
 

İSTİKLÂL MARŞI'NIN KABULÜ (12 Mart)

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 

1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
forumdll.benimforum.biz :: Eğitim Bölümü :: Ödev Bölümü-
Buraya geçin: